Bir süredir diyaliz tedavisi gören eski Başbakan Tansu Çiller’in eşi, işadamı Özer Uçuran Çiller, geçen cumartesi günü sabaha karşı Yeniköy’deki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Özer Uçuran Çiller’in cenazesi, dün Levent’teki Barbaros Hayrettin Paşa Camisi’ne getirildi. Çiller’in cenaze töreninde siyaset ve iş dünyasından çok sayıda insan bir araya geldi. Taziyeleri eşi Tansu Çiller ve oğulları Mert ile Berk Çiller kabul etti. Çiller, taziye için gelen ancak protokol bariyerinin dışında kalan vatandaşların yanına giderek, tek tek hepsiyle tokalaşıp, taziyelerini kabul etti.
Özer Çiller’in cenazesine eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, TBMM Başkan Vekili Celal Adan, eski bakanlardan Süleyman Soylu, Mehmet Ağar, Murat Kurum, eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, eski DYP’li bakanlardan Yaman Törüner, Hakan Ekinci, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, DP Genel Başkanı Gültekin Uysal ile iş dünyasından Bülent Eczacıbaşı, TİKAD Başkanı Nilüfer Bulut, Galatasaray Kulübü eski Başkanı Faruk Süren, Dr. Mehmet Öz’ün kardeşi Meral Öz’in de aralarında bulunduğu isimler katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan daha sonra Özer Uçuran Çiller’in tabutunu omuzladı. Tansu Çiller, bir süre cenaze arabasının ardından yürüdü.
Özer Uçuran Çiller’in cenazesi, öğle namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından Kilyos Mezarlığı’nda toprağa verildi.
– BİR döneme damgasını vurmuş Türkiye’nin ilk kadın başbakanının eşi Özer Uçuran Çiller, Türkiye’de mahkeme kararıyla eşinin soyadını alan erkeklerin önde gelenlerinden. Kimilerine göre Çiller ailesinin iç güveysi; kimilerine göre milli damat. 21 Aralık 2008’de Hürriyet Pazar’da Ayşe Arman’a verdiği röportajda soyadının hikâyesine “Galiba Türkiye’de mahkemeye başvurup karısının soyadını alan bir tek ben varım. Soyadım Uçuran, farkındaysan öyle süper bir soyad değil, vazgeçmem zor olmadı” diye başlıyor. Babası Ramiz Uçuran’ın lakabının nasıl soyadları haline geldiğini ise şöyle anlatıyor:
“Babamın babası Mudanya’da urgancı. Genç yaşta ölüyor. Babam da rahmetli babasından kalan ne varsa satıyor, gidip bir Dodge araba alıyor. Mudanya-Bursa arasında insan taşıyor. Şoför yani. Sonra bir gün Kirazlı Yayla vardır Uludağ’da, oraya çıkıyorlar, yiyorlar, içiyorlar, dönüşte de araba artık nasıl oluyorsa şarampole uçuyor. Tabii babamın bütün mal varlığı orada haşat oluyor, ona geriye bir lakap kalıyor: Uçuran. Arabayı uçurdu ya, Uçuran aşağı, Uçuran yukarı…
Sonra Bursa’nın varlıklı ailelerinden birinin oğlu Mustafa İpekçi’nin yanına şoför olarak giriyor babam.
Hatta onun peşinden İstanbul’a taşınıyor. İpekçiler, Valikonağı’nda büyük bir evde yaşıyorlar, biz de ailecek onların evinin yanındaki müştemilatta kalıyoruz. Ben o evde doğuyorum. Çok fakirdik tabii. Şoför olması beni rahatsız ederdi. Bir de soyadım Uçuran. ‘Özeeeer, neyi uçuruyorsun?’ derlerdi. Ezik bir çocuktum. Saint Joseph sonra Robert Kolej.
Zengin çocuklarının okuluna gittim ama o okullara girmiş en fakir öğrenci belki de bendim. Bu kadar iyi eğitim almamın sebebi Mustafa İpekçi’nin büyük kızı. Dame de Sion’da okuyor, zorla beni Saint Joseph’e yazdırıyor. İyi ki de öyle yapmış. Robert Kolej’de sabaha kadar telefon operatörlüğü yapıyordum ve yemekhanede garsonluk. Başka türlü yemek paramı çıkaramıyordum. ‘Babam, şarampole yuvarlandığı için bu soyadı almış’ demeye utandığımdan, babamı topçu subayı yaptım. “Soyadın neden böyle?” diyene oracıkta bir hikâye yazıveriyordum.”
Özer Uçuran, Robert Kolej’de bir çay davetinde tanıştığı Tansu Çiller’in soyadını nasıl aldığını da şöyle anlatıyor:
“İkide bir ‘Soyadını beğeniyor musun?’ diyor. Babası hep erkek evladı olsun istemiş, olmamış, ‘O kadar istiyorsan tamam Çiller olurum’ dedim, ‘ama Uçuran da kalsın…’ Ben aslında uyanıklık yaptım. Onun soyadını aldım ama ne zaman münakaşa etsek, bu konuyu açarım. ‘Biliyorsun senin için çok büyük bir fedakârlık yaptım’ derim, yani hep yüzüne vururum…”