Bu gün sizlerle, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları psikiyatri uzmanlarından merhum Dr. Yaşar Bahadır ile yıllar önceki bir anımı paylaşacağım.
Dr. Yaşar Bahadır, Türk Basın Birliği Gaziantep Şubesi üyelerimizdendi. Mahalli birçok gazetelerde ve dergim Objektif’te makaleleri yer alırdı.
Sağlığında bir gün muayenehanesinde görüşüyorduk. Konu ‘iyimser ve kötümser’ idi. Aramızda geçen konuşmayı da bir makale olarak dergimde yayınlamıştım. Aynen aktarıyorum:
Bir Fransız hikâyesinde anlatılır. Hapiste iki arkadaş parmaklıklar arasından dışarıyı seyrederler. Dışarıda yağmur yağmış, her taraf çamur, ama güneş açmış, masmavi bir gökyüzünde güneş parlıyor.
Hikâyenin kahramanı olan iki arkadaş aynı suçu işlemişler, aynı süre ceza almışlar, damda çıkış için gün yaşıyorlar.
Biri gökyüzüne bakıyor, masmavi ve ruha neşe ve huzur veriyor.
– Tanrım sana çok şükür, diyor.
Diğeri ise, yerdeki çamurlara bakıp:
– Ne mülevves (kirli) şey, deyip köşesinde büzülüyor.
İşte Osmanlıcada bedbin ile nikbinin (yeni Türkçemizde, iyimser ile kötümserin) hayata bakışı…
Aynı şartlarda olan kişiden biri iyimseri, diğeri kötümseri temsil ediyor. Nasıl bakarsan öyle görürsün sözünün tam yeri.
Yolda yürüyorsunuz, karşıdan gelen bir dostla selâmlaşıyor, sohbete başlıyorsunuz:
– Maşallah seni çok iyi buldum, genç ve zinde buldum. Hele bunun sırrını ver de biz de uygulayalım, der, şakalaşırsınız.
Biraz ilerlersiniz, başka bir dostla karşılaşırsınız. Sözleri sizi şaşırtır:
Benden size tavsiye; karamsara boş yere nefes tüketmeyin. Kararmış ruhu, siyah gözlüklerini değiştiremezsiniz. Böyle birisi ile görünmeye devam ederseniz, sizin de hayatınız kara bulutlarla kaplanır, ruhunuz elem ve kedere teslim olur. Onu dertleriyle baş başa bırakın. İyimser, güleryüzlü, tatlı dilli, esprili dostlardan ayrılmayın. Yüreğinizde gam, kafanızda pas olmaz, ruhunuz güneş aydınlığı gibi parlar. Mutlu bir ömür sürersiniz.
Yunus‘un bir dörtlüğü ile bağlayalım: