İran-İsrail çatışması ihtimali, sadece iki ülke arasında değil, bölgesel ve küresel güçlerin kesiştiği geniş bir denklemi karşımıza çıkarıyor. Olası bir savaş sonrası barış masasında;
- ABD ve Avrupa, İsrail’in güvenliği ve enerji yolları için ana arabulucular olur.
- Rusya ve Çin, İran’ın çökmesini istemez; yeniden yapılanmada söz sahibi olmak ister.
- Türkiye ve Katar, hem Batı hem bölgeyle konuşabilen nadir aktörler olarak öne çıkar.
- BM ve Arap Ligi, sembolik roller üstlenir; esas kararı büyük güçler verir.
Türkiye, bu masada yalnızca arabulucu değil, yeni düzenin inşasında aktif ve dengeleyici bir unsur olarak var olacaktır.
Türkiye’nin pozisyonu, sadece jeopolitik değil, doğrudan güvenlik refleksiyle belirlenmektedir:
- Sınır güvenliği, özellikle Irak ve Suriye’deki olası tehditlere karşı mutlak önceliktir.
- PKK/YPG’nin fiili özerklik arayışı, Türkiye’nin asla kabullenmeyeceği bir durumdur.
- Yeni göç dalgaları, hem insani hem demografik risk oluşturduğu için sınırlarda tahkimat kaçınılmazdır.
- Enerji koridorları, Türkiye’nin jeostratejik ağırlığını pekiştirmek için önemli bir karttır.
Bu kapsamda Türkiye, sadece savunma değil, proaktif güvenlik ve diplomasi politikasıyla sahadaki yerini almaktadır.
Artık sınır ötesi harekâtlar geçici değil; kalıcı ve stratejik bir yapıdadır. Türkiye, askeri varlığını sınıra yakın değil, tehdidin kaynağına yönlendirmiştir:
- Irak’ta Sincar, Mahmur, Kandil, Hakurk hattında; PKK’nın lojistik ve eğitim üslerine yönelik kalıcı üs bölgeleri kuruluyor.
- Suriye’de Kobani, Kamışlı, Tel Rıfat gibi özerklik bağlantı hatları hedef alınıyor.
- İran sınırında, PJAK gibi örgütlere karşı SİHA destekli nokta operasyonlar ve istihbari denge hamleleri yürütülüyor.
Amaç, terörün kökünü kazımak değil sadece; yeniden filizlenmesini de kalıcı şekilde önlemek.
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehditler sadece etnik temelli değil; aynı zamanda dini radikalizm üzerinden de biçimleniyor:
- PKK/YPG/PJAK gibi ayrılıkçı yapılarla sert ve koordineli mücadele sürüyor.
- DEAŞ, El Kaide ve diğer radikal gruplar, İran’daki kaos ortamında yeniden sahneye çıkabilir.
- Haşdi Şabi ve Hizbullah gibi Şii milislerin Türkiye’ye tehdit oluşturması halinde istihbari ve gerektiğinde askeri önlemler alınacaktır.
Bu mücadele, askeri olduğu kadar; sosyal, dijital, finansal ve psikolojik bir bütünlük içinde yürütülmektedir.
Türkiye’nin gücü yalnızca ordusunda değil; MİT’in derin saha ağı ve Dışişleri’nin çok yönlü diplomasisinde de gizli:
- Türkmen, Arap ve Kürt aşiretleriyle, sahada yerel işbirliği mekanizmaları kuruluyor.
- Barzani yönetimiyle koordinasyon, PKK’nın alanını daraltmada stratejik öneme sahip.
- Batı’ya mesaj: “Bu örgütlerle mücadele sadece Türkiye’nin değil, sizin güvenliğiniz için de önemli.”
- Bölgeye mesaj: “Türkiye adil ve güçlü bir aktördür.”
Görünmeden gören bu yapı, diplomasiyle birleşince sahada değil masada da ağırlık koyar.
Türkiye’nin yürüttüğü bu strateji; klasik devlet reflekslerinin ötesinde, çok katmanlı, çok aktörlü ve derin devlet aklının ürünü bir denge politikasıdır.
✔ PKK/YPG özerkliğine geçit verilmiyor.
✔ Terör tehditleri sınıra varmadan bertaraf ediliyor.
✔ Göç dalgaları kontrollü hale getiriliyor.
✔ Enerji ve güvenlik koridorları Türkiye üzerinden inşa ediliyor.
✔ Türkiye, barış masasında da sahada da vazgeçilmez aktör haline geliyor.