Atatürk’ün hastalığı sırasında kendisini tedavi eden beş danışman (belgelerde müşavir) doktordan birisi olan Dr. Mehmet Kamil Berk, 1 Mayıs 1878 tarihinde İstanbul Bulgurlu’da doğdu. Sırasıyla Bulgurlu ilkokulu, Üsküdar’daki Toptaşı Askeri Rüştiyesi, Fatih Askeri Rüştiyesi ve Vefa İdadisi’nde okudu. Kadırga’daki Mekteb-i Tıbbîye-i Mülkiye’ye girdi ve buradan 1902 yılında mezun oldu. Mezuniyetinden hemen sonra Şeririyat-i Viladiye ve Nisaiye Muallim Muavinliği’ne imtihanla kabul edildi. Bir müddet sonra mecburi hizmetini tamamlamak için Niğde Belediye Tabipliği’ne tayin olundu. Dört sene Niğde’de görev yaptıktan sonra 1908’de Paris’e giderek iki yıl kaldı ve burada dâhiliye ihtisası yaptı.
Dr. Kamil Berk, İstanbul’a dönüşünü takiben Gureba-yı Müslimin Hastanesi’ne yarışma ile Laboratuvar Şefi olarak atandı. 1914’te Cerrahpaşa Hastanesi Başhekimliği’ne getirildi ve bu görevi 1919 yılına kadar devam etti.
1919’da Gureba Hastanesi Dâhiliye Uzmanlığı’na atanan M. Kamil Berk, aynı yıl Şişli Çocuk Hastanesi Dâhiliye Uzmanlığı görevini de üstlendi. 1932 yılına kadar bu görevi sürdürdü. 1922’de ilaveten hastanenin Başhekimlik ve Müdürlüğü’ne atanmış, üç yıl başhekimlik yaptıktan sonra Dâhiliye mütehassısı olarak görevine devam etmiştir.
Dr. Berk, 1923 yılında çıkarmaya başladığı “Türk Tıp Mecmuası” adlı dergiyi uzun süre devam ettirdi. Bu dergide travay, etüd ve orijinal makalelerini neşretmiştir. Bundan başka Dr. Mehmet Kamil Berk’in, en çok meşgul olduğu “mide hastalıkları” üzerine yazılmış birçok makalesi, çeşitli dergilerde yayınlanmıştır. Kamil Berk, tıbbi müstahzaratçılıkta da önderlik etmiş bir insandır. Hulki Gökpınar ile birlikte ilk ilaç laboratuvarlarımızdan olan “Yeni Laboratuvar”ı kuran Berk 8 Nisan 1958 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir.
1932 yılındaki emekliliğine değin birçok kurumda müdür olarak görev yaptı.
Saat 24.00… Resmî tebliğ: Saat 20.00’den itibaren dalgınlık artmıştır. Umumî ahval vahamete doğru seyretmektedir. Atatürk güpegündüz fani hayata veda edip gidiyor, herkes ellerini kavuşturmuş, büyük bir acz içinde duruyor, kimsenin elinden bir şey gelmiyordu. 9 Kasım’ı 10 Kasım’a bağlayan gece oldukça sıkıntılı geçti. Atatürk’e kısa aralıklarla oksijen verildi. Sabaha doğru boğazındaki hırıltılar azaldı. Şafak doğarken sarayın dışında İstanbul, parlak ve güneşli bir sonbahar sabahına hazırlanıyordu. İçeride ise, kutsal nöbettekilerin içindeki son umut ışıkları sönmek üzereydi. Saat 08.00’de Dr. Mehmet Kâmil Berk ve Dr. Nihat Reşat Belger Atatürk’e glikozlu serum verdiler. O sırada yüzünün daha da solduğu ve birden gırtlağından “Hiii… hiii…” diye sesler çıkarmaya başladığı görüldü.Saat 09.00 olduğunda göğsü hızla inip çıkmaya başladı.Dünyadaki son 5 dakikasına gözleri kapalı giriyordu.Dışarıda bütün bir ulus, endişe içinde radyo basında bekliyordu. Savarona, son bir saygı duruşu için Dolmabahçe önüne demirlemişti. İçeride saray tam bir sessizliğe gömülmüştü. Odada başucunda Mehmet Kâmil Berk, bir elini karyolaya yaslamış, diğer elindeki ıslatılmış pamukla Atatürk’ün ağzına su vermeye çalışıyordu. Bu arada akan gözyaşları, ak bıyıklarını ıslatıyordu. Arada bir başını Operatör Mim Kemal Öke’nin omzuna dayayıp, hıçkırıyordu.
Salih Bozok (yaveri) :”Hekimler büyük ölünün odasından çıktıkları zaman yüzüm kim bilir nasıl korkunç bir hal almıştı ki operatörü Mim Kemal Bey telaşlanarak:’ Nereye gidiyorsun’ diye sormaya mecbur oldu. ‘Hiç’ dedim, ‘gidiyorum. işim bitti artık. ‘Fakat Mim Kemal Bey bırakmadı. Kolumdan tutarak aşağı kadar indirdi. Kalbim, iki değirmen taşı arasına düşmüş bir buğday tanesi olsa ancak bu kadar ezilirdi. Ne ağlayabiliyor, ne konuşabiliyor, ne de konuşulanları anlıyordum. Bir ara büsbütün kendimden geçmişim. Odadan deli gibi fırladım.’ Nereye?’ diye arkamdan koştular. ‘Şimdi geliyorum’ dedim. Bundan sonrasını hiç, ama hiç hatırlamıyorum.” Atatürk’ün Yaveri Salih Bozok, şuursuzca sarayın merdivenlerinden aşağı koştu. Alt katta boş bulduğu bir odaya dalıp kapıyı kapattı. Az sonra içeriden tek el silah sesi duyuldu. Sesi duyup odaya koşanlar içeride onu kanlar içinde buldular. Tabancasından kalbine sıktığı bir kurşunla devrilmişti…
Atatürk’ün Türk bayrağına sarılı tabutu, Dolmabahçe Sarayı büyük tören salonunda bir katafalk üzerine yerleştirilerek 3 gün süreyle milletin ziyaretine bırakıldı. Cenaze, daha sonra 20 Kasım 1938’de Ankara’ya getirildi ve 21 Kasım 1938’de büyük törenle Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabrine konuldu. Cenaze törenine bütün dünya devletleri özel temsilciler gönderdi. Törende, Çanakkale’de ve diğer muharebelerde Atatürk’e karşı savaşmış yabancı generaller de yer aldı. Atatürk’ün naaşı, ölümünün 15’inci yılı olan 10 Kasım 1953’te Anıtkabir’e nakledildi.