Özgür Akıl: “Ortadoğu’daki Yeni Kıskaç”
Diğer Haber Kategorileri
Özgür Akıl: “Ortadoğu’daki Yeni Kıskaç”
“Fay Hatları ve Vekâlet Savaşları Arasında”
“Ortadoğu’da Tırmanan Gerilim ve Bölgesel Hareketlilik”
“Bölgesel Kırılma Noktası ve Yayılma Riski”
Ortadoğu, 2026’nın ilk çeyreğinde bir kez daha tarihsel bir eşikten geçiyor. Ancak bu kez yaşananlar klasik bir sınır çatışmasının ötesinde; çok katmanlı, çok aktörlü ve zincirleme reaksiyon üretme potansiyeline sahip bir kırılma sürecine işaret ediyor.
Lübnan’ın güneyindeki askeri yoğunlaşma, Suriye’de DEAŞ’ın yeniden yapılanma emareleri, Irak’ta Sincar–Kerkük hattında artan tahkimat ve İran’ın vekil güçler üzerinden yürüttüğü konumlanma… Bu gelişmeler birbirinden bağımsız değil. Bölge, düşük yoğunluklu çatışma döneminden kontrollü fakat yayılabilir bir gerilim evresine doğru ilerliyor.
Bu durum ani bir patlamadan ziyade, yavaş fakat sürekli artan bir basınca benziyor.
Lübnan: Sınırda Bir Cephe Değil, Stratejik Bir Mesaj
Lübnan’ın güneyinde ve Bekaa Vadisi’nde gözlemlenen hareketlilik yalnızca Hizbullah’ın savunma refleksi olarak okunamaz. Bu tahkimat, İran’ın “ileri savunma doktrini”nin sahadaki yansımasıdır.
İsrail sınırına yakın bölgelerde konuşlanan füze sistemleri ve mobil unsurlar Tel Aviv’e açık bir mesaj veriyor: Olası bir saldırı, yalnızca tek cephede karşılık bulmayacaktır.
Uluslararası analizlerde bu durum “çok cepheli caydırıcılık” olarak tanımlanıyor. Bu çerçevede İsrail, yalnızca Gazze ya da Güney Lübnan’ı değil; Irak’tan Yemen’e uzanan geniş bir güvenlik eksenini hesaba katmak zorunda kalıyor.
Bir bürokrat için bu tablo, bölgesel güvenlik mimarisinin kırılganlığını ifade eder.
Bir akademisyen için vekâlet savaşlarının devletler arası dengeye evrildiğini gösterir.
Bir güvenlik uzmanı için ise lojistik hatların ve iletişim ağlarının savaşın asıl hedefi haline geldiğini anlatır.
Suriye: Toprak Hakimiyeti Değil, Yönetilebilirliği Aşındırma Stratejisi
Suriye’de Esad sonrası geçiş süreci, merkezi otoritenin yeniden inşa edilmeye çalışıldığı hassas bir döneme denk geldi. Tam da bu aşamada DEAŞ’ın saldırılarını artırması tesadüf değildir.
Rakka ve Deyrizor hattındaki son eylemler, örgütün artık yalnızca çöl hücrelerine dayalı bir yapı olmadığını gösteriyor. Ancak hedef toprak kontrolü değil.
Bugünkü strateji şudur:
* Merkezi yönetimi zayıflatmak
* Güvenlik birimlerini hedef almak
* Enerji ve petrol hatlarını sabote etmek
* Mezhepsel kırılganlıkları tetiklemek
Bu model, klasik devletler arası savaş literatüründen ziyade hibrit savaş doktrinlerine yakındır. Amaç toprak kazanmak değil; devletin yönetilebilirliğini aşındırmaktır.
DEAŞ 2014’teki gibi geniş bir coğrafyaya hükmetmeyebilir. Ancak “hayalet bir güç” olarak kalıcı istikrarsızlık üretme kapasitesine sahiptir. Bu durum Suriye’yi bir devlet krizinden çok, uzatılmış bir geçiş sendromuna sürükleyebilir.
Irak: Koridorun Kalbi – Sincar ve Kerkük
Irak’taki askeri hareketlilik Lübnan’daki gerilimden ayrı düşünülemez. Sincar hattı, İran için sembolik değil; stratejik bir zorunluluktur.
Tahran’dan başlayıp Bağdat ve Şam üzerinden Beyrut’a uzanan kara koridoru, İran’ın jeopolitik derinliğini oluşturmaktadır. Bu hat kesintiye uğrarsa, Hizbullah’a sağlanan askeri ve teknolojik destek ciddi biçimde zayıflar.
Sincar ve Kerkük’te artan tahkimat bu nedenle yalnızca yerel güç mücadelesi değildir. Modern çatışma literatüründe lojistik koridorların güvenliği, cephe hattından daha belirleyici hale gelmiştir.
Bu tablo bir “etnik gerilim” değil; stratejik derinlik mücadelesidir.
İran’ın Çok Katmanlı Savunma Hattı
İran için Lübnan, Irak ve Suriye ayrı cepheler değildir; tek bir savunma mimarisinin parçalarıdır.
Bu yapı, doğrudan devletler arası savaştan ziyade çok katmanlı bir vekâlet savaşı düzenine işaret eder. Devletler açık cephe savaşına girmek yerine, vekil aktörler üzerinden güç projeksiyonu yapmaktadır.
İran’ın temel güvenlik yaklaşımı nettir: Çatışmayı kendi sınırlarının dışında karşılamak.
Hizbullah’ın zayıflaması, Akdeniz’e açılan stratejik kapının kapanması anlamına gelir. Sincar koridorunun kesilmesi ise bölgesel derinliğin daralması demektir. Bu nedenle İran için bölgedeki hareketlilik, savunma hattının korunmasına yöneliktir.
Küresel Aktörlerin Hesabı
* ABD geniş çaplı kara savaşı istememektedir.
* Rusya Suriye’de sınırlı fakat stratejik varlığını korumaya çalışmaktadır.
* Çin enerji güvenliği perspektifinden gelişmeleri dikkatle izlemektedir.
* Avrupa ise olası bir Lübnan krizinin yeni bir göç dalgası üretmesinden endişe duymaktadır.
Uluslararası analizlerde ortak kanaat şudur:
Bölge topyekûn savaşa hazır değildir. Ancak yanlış hesaplama riski her zamankinden yüksektir.
Türkiye Nerede Duruyor?
Türkiye açısından tablo üç katmanlıdır:
- Suriye’de istikrarın sağlanması
- Irak’ın kuzeyinde güvenlik boşluğunun büyümemesi
- Lübnan merkezli geniş çaplı bir savaşın bölgeye yayılmaması
Ankara, doğrudan taraf olmadan denge siyaseti yürütmeye çalışmaktadır. Ancak Sincar hattındaki hareketlilik ve DEAŞ’ın yeniden canlanma emareleri dikkatle izlenmektedir.
Türkiye için temel riskler şunlardır:
* Uzayan geçiş süreçleri
* Kontrolsüz vekil savaşları
* Enerji hatlarının tehdit altına girmesi
Bölgesel türbülansın yoğunlaştığı dönemlerde devlet kapasitesi, toplumsal direnç ve iç bütünlük daha da kritik hale gelir. Çünkü modern çatışmalar yalnızca sınır hattında değil; ekonomik, sosyal ve psikolojik alanlarda da yürütülmektedir.
Sonuç: Fay Hattı Hareket Halinde
Ortadoğu’da yaşananlar geçici bir krizden ziyade yeniden hizalanma sürecidir. Bu bir ani patlama değil; yavaş fakat sürekli artan bir basınçtır.
Bugün Lübnan’da yükselen gerilim, yarın Irak’ta lojistik bir kırılma, ertesi gün Suriye’de mezhepsel bir provokasyon olarak karşımıza çıkabilir.
Ancak bölge artık 2014’ün Ortadoğu’su değildir. Aktörler daha temkinli, fakat daha karmaşık hareket etmektedir.
Ortadoğu’daki bu yeni fay hattı yalnızca askeri dengeleri değil; enerji yollarını, göç akımlarını ve bölgesel ittifak sistemini de yeniden şekillendirecek bir sürecin habercisidir.
Bu kırılma, yalnızca silahların konuştuğu bir savaşla değil; devlet kapasitesinin, toplumsal direncin ve stratejik sabrın test edildiği uzun bir döneme işaret etmektedir.
ÖZGÜR AKIL / SOSYOLOG
24.02.2026


