Cengiz Halil Çiçek: “ÜLKÜ TAMER’İ 7 YIL ÖNCE KAYBETTİK”

Cengiz Halil Çiçek: “ÜLKÜ TAMER’İ 7 YIL ÖNCE KAYBETTİK”

Cengiz Halil Çiçek: “ÜLKÜ TAMER’İ 7 YIL ÖNCE KAYBETTİK”

Gaziantep’in Türk edebiyatındaki seçkin temsilcisi Ülkü Tamer’i, 7 yıl önce kaybettik. Ülkü Ağabeyin vefatının ardından 6 yıl önce yazdıklarımı paylaşmak istiyorum.

ÜLKÜ TAMER’İ KAYBETTİK

Cengiz Halil Çiçek

Bugün 1 Nisan, şaka desin birisi,

“Ülkü Bey’i kaybetmedik” desin.

Ülkü Bey, yine, “Seher yeli çık dağlara, güneş topla benim için” diye seslensin

Yine, “Uyu Memik oğlan uyu, öte geçelerde büyü” diye şiirler yazsın.

Bitirmek için çabaladığı kitabının baskısını görsün.

Ama Ülkü Bey’i kaybettik, şaka gibi, 1 Nisan’da ebediyete uğurladık.

Rahatsızlığı nedeniyle uzun süredir İstanbul’da tedavi gören Ülkü Bey, geçen hafta 21 Mart akşamı, Gaziantep Kulübü toplantısı sırasında aradı, dışarıya çıkıp konuştum. Döndüğümde masada bulunan Ayşenur Yılmazer Hanım ile de paylaştım. Ülkü Bey, güçlükle yaptığı konuşmasında, tedavisinin devamının Bodrum’da yapılacağını söyleyince, bu yolculuğa dayanamayacağını ısrarla ifade ettim. Demek ki son yolculuğa çıkıyormuş, farkında olmadan vedalaşmışız.

Eşi Neslihan Hanım, bugün saat 04.30’da bana mesaj göndermiş. Sıkıntısını paylaşmış. Ülkü Bey’in durumunun ağırlaştığını öğrenince Hürriyet Gazetesi’nden Doğan Hızlan ve Faruk Bildirici beyleri bilgilendirdim, Muğla’da yaşayan sevgili dostum Kenan Gürbüz’ü aradım.

Kenan’ın girişimleri ile Valilik, Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Bodrum Belediye Başkanlığı konudan haberdar edildi, eve görevli gönderildi, Ülkü Bey’in bakımı yapıldı. Kenan, an be an beni bilgilendirdi. Esas işler yarın yapılacaktı.

Ama zaman yetmedi. Saat 21.10’da Neslihan Hanım aradı ve güçlükle;

“Ülkü gitti, ne olur onu geri getirin, siz bizim sevgimizi bilemezsiniz, Ülkü’yü getiremiyorsanız beni de götürsün” diye insanoğlunun çaresizliğini yüzüne kurşun gibi çakan dileğini seslendirdi.

Bir isteği daha oldu, “Sizden rica ediyorum, aman Ülkü’yü bu gece almasınlar, misafirim olsun, onu götürmesinler” dedi.

Kenan Gürbüz’ü arayıp bilgilendirdim, sağ olsun, gerekenleri yapıyor.

Artık Ülkü Bey yok, elbette hepimiz bir gün bu dünyadan gideceğiz ama koskoca Ülkü Tamer’in gidişi böyle olmamalıydı. Az diyeyim, çok anlaşılsın. İyi ki Gaziantepli denilince, “kalbi bir başka çarpan birileri var da” sayelerinde Ülkü Bey ve Neslihan Hanım ile sık görüşebildim.

Çok doluyum, yazamıyorum.

Ülkü Bey’e Allah rahmet etsin.

Mekânı Cennet olsun.

Neslihan Hanım’ın başı sağ olsun.

Başımız sağ olsun.

Ülkü Tamer, doğduğu evde...

DAHA ÖNCE PAYLAŞTIĞIM DUYGULARIM

SEHER YELİ ÇIK DAĞLARA…

Şiirlerini bildiğim, köşe yazılarını okuduğum Gaziantepli olduğundan dolayı daha yakından izlediğim Sayın Ülkü Tamer’i, 2009 yılında gerçekleştirdiği “memleket programı” kapsamında, SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Abdulkadir Konukoğlu’nu ziyareti sırasında tanımış ve kısa sürede kaynaşmıştık. O tarihten sonra da sık sık görüştük, görüşüyoruz.

Sevgili Ülkü Ağabey, geçenlerde, Allah geçinden versin, “Yaşım 78, bir kez daha Gaziantep’i görmek istiyorum” diyerek yine “memleket programı” yaptı. Ziyaretime geldiğinde uzun uzadıya sohbet ettik, hissettirdiği sıcaklığından cesaret alarak birlikte fotoğraf çektirdim. Hiçbir “ünlü” ile bu tür hevesim olmaz ama takdir edersiniz ki Sayın Ülkü Tamer, ünlü değil, “önemli” bir şahsiyet.

Ziyaretinin ardından Sayın Ülkü Tamer’e ilişkin paylaşımda bulunmak istedim. Sayın Zülfü Livaneli’nin seslendirdiği ve ilk satırı seher yeli çık dağlara olan “Güneş Topla Benim İçin” isimli şiiri Sayın Ülkü Tamer’in yazdığını acaba kaçımız biliyoruz? Ya yine Sayın Livaneli’nin seslendirdiği “Memik’e Ağıt”, diğer adıyla “Memik Oğlan” şiirini? Ve şarkı, türkü olan daha nicelerini?

Ülkü Tamer, doğduğu evde...

Ülkü Tamer, 20 Şubat 1937'te Gaziantep’te doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul'da tamamladı. 1958'de Robert Kolej’i bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde okudu. 1964-1968 arasında özel tiyatrolarda oyunculuk yaptı. Tiyatroyu bıraktı, çeviri çalışmalarına ağırlık verdi. Milliyet Yayınları'nı, Milliyet Çocuk, Milliyet Sanat Dergisi ve Sanat Olayı dergisini yönetti.

İlk şiiri 1954'te "Kaynak" dergisinde yayınlandı. Pazar Postası, Yelken, Yeditepe, "a" gibi dergilerde çıkan şiirleriyle tanındı. 1959'da basılan ilk şiir kitabı "Soğuk Otların Altında" ile başlayarak İkinci Yeni duyarlılığını yansıtan soyutlamalara yönelik, yoğun ve özgün bir imge anlayışı geliştirdi. Yalın bir dil kullandığı şiirlerinde giderek toplumsal kaygılar ve düşünce öğeleri ağırlık kazandı. Her dönemde kendine özgü olmayı başardı.

KÖŞE YAZISINDA BAHSEDİLMEK

Sayın Ülkü Tamer, 2009 yılında Gaziantep’i ziyaretinin ardından, Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde, izlenimlerini özetle (benimle ilgili bölüm) şöyle paylaşmıştı. Şahsımla ilgili kelimeleri beni o zaman olduğu gibi şimdi de çok gururlandırıyor. Kendilerine bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.

KİŞİLİĞİNİ KORUYARAK BÜYÜYEN KENT

Ülkü TAMER

4 Mayıs 2009

Çocukluğumda Antep Başkarakol'da başlayıp Şehreküstü'de biterdi. Zaman içinde büyümeye, gelişmeye tanık olmuştum gerçi; ama geçen hafta kenti daha zaman ayırarak gezmeye olanak bulunca, sık sık yolumu şaşırdım.

Antep'in nüfusu 70 bine çıkınca inanamamıştık. Şimdi bir buçuk milyon... Başkarakol kentin göbeğinde kalmış. Faytonla yarım saatte gittiğimiz minik yerleşim yerleri dev yapılarla geniş caddelere kavuşmuş.

İlk dikkatimi çeken, "yeşil" oldu. Eski bostanlar bile ağaçlandırılmış. Yemyeşil bir kent... Soluk almanın bile keyfi değişmiş.

Kalealtı'nın temizlenmesi, eski yapıların yenilenmesi, çocuklar için parkların açılması, sözüm ona "çağdaşlık"ın getirdiği çirkinliklerden hiçbir iz taşımıyor.

Kısa ziyaretim eski dostları görmenin yanı sıra yeni arkadaşlıklar kazandırdı bana.

Sanko'da Abdülkadir Konukoğlu'yla sohbetimiz sırasında Basın Danışmanı Cengiz Halil Çiçek'le tanıştım.

Çocukluğum Şehitler Anıtı'nın karşısındaki avlulu büyük taş evde geçmişti. O ev Sani Konukoğlu Vakıf Evi olarak kullanılıyor şimdi. Abdülkadir Bey büyük yakınlık gösterdi bana, "çocukluğumun evi"ni görmek isteyip istemeyeceğimi sordu. Cengiz'le atladık arabaya, doğru vakfa... Anılar birbirini izledi elbet... "Şurada oynardık, şurada yemek yerdik, şurada yatardık, şuradan düşmüş, iki hafta yorgan döşek yatmıştım..."

Bir saat içinde iki eski dost kesildik Cengiz'le. "Yeni açılmış bir yeri göstereyim sana," dedi.

Sanko Park'a girince şaşkınlıktan donakaldım. Böylesi bir alışveriş merkezi İstanbul'da az bulunur. Akla gelebilecek her "marka" var. Bir de buz pateni pisti kondurulmuş. Cengiz'e, "Benim çocukluğumun Antep nüfusu sığardı buraya," dedim.

Evet, "İnsan dediğin kuş misali," derdi ninem. "İki gün içinde İstanbul'a gidiyor." Şimdi aynı yolun bir buçuk saatte alındığını duysa kulaklarına inanamazdı.

Hele bugünkü Antep'i düşünde görse hayra yormaz, eline tespihini alıp bildiği bütün duaları sıralardı.

Sayın Ülkü Tamer’in iki şiirini sizlerle paylaşırken, ilk kez okumuşçasına severek ve yaşayarak okudum. İşte o şiirler:

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

Seher yeli çık dağlara

Güneş topla benim için

Haber ilet dört diyara

Güneş topla benim için

Umutların arasından

Kirpiklerin karasından

Döşte bıçak yarasından

Güneş topla benim için

Yazdan kıştan ilkbahardan

Mahpuslarda dört duvardan

Doludizgin sevdalardan

Güneş topla benim için

Seher yeli yar gözünden

Havadaki kuş izinden

Geceleyin gökyüzünden

Güneş topla benim için...

Ülkü TAMER

MEMİK’E AĞIT (MEMİK OĞLAN)

On dört yaşım diken ile kaplanmış

Göz ucuma karıncalar toplanmış

Kurşun gelmiş kaşlarımın üstüne

Alın yazım okur gibi saplanmış

Uyu Memik oğlan uyu

Öte geçelerde büyü

Dağı dağa kavuşturan ben idim

Suyu suya kavuşturan can idim

Yükledim mi Mazmahor'dan kaçağı

Gece vakti ışılayan gün idim

Uyu Memik oğlan uyu

Öte geçelerde büyü

Kar üstüne düşer serçe çıt diye

Kanatları parça parça çıt diye

Dokandın mı bir ucuna kırılır

Can dediğin cansız sırça çıt diye

Uyu Memik oğlan uyu

Öte geçelerde büyü

Ülkü TAMER

http://sonsoz.com.tr/gunes-toplayan-sair/

DÜN GAZİANTEP’İN DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞUNUN 95. YILDÖNÜMÜYDÜ. O YÜZDEN SON KİTAPÇI’DA BU HAFTA SEHER YELLERİNE GÜNEŞ TOPLATAN GAZİANTEPLİ ŞAİR ÜLKÜ TAMER KONUK OLUYOR. ONU BİZE ANLATMASI İÇİN YİNE BİR GAZİANTEPLİ CENGİZ HALİL ÇİÇEK’İ DE KONUK ETMEK GEREKİYOR.

Sanko Holding Basın Yayın Müdürü Çiçek, Ülkü Tamer’in “memleket programı” kapsamında Gaziantep’e yaptığı ziyaret dolayısıyla sosyal medyada paylaştığı izlenimleri, şairin duyarlılığı konusunda bize ışık tutuyor.

Ülkü Tamer ile 2009 yılında gerçekleştirdiği “memleket programı”nda, SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Abdulkadir Konukoğlu’nu ziyareti sırasında tanışan Çiçek, Tamer’in bir süre önce yaşının ilerlediğini belirterek, yine yaptığı “memleket programı”nın ardından şunları yazıyor: “Zülfü Livaneli’nin seslendirdiği ve ilk satırı ‘seher yeli çık dağlara’ olan ‘Güneş Topla Benim İçin’ isimli şiiri Sayın Ülkü Tamer’in yazdığını acaba kaçımız biliyoruz? Ya yine Sayın Livaneli’nin seslendirdiği ‘Memik’e Ağıt’, diğer adıyla ‘Memik Oğlan’ şiirini? Ve şarkı, türkü olan daha nicelerini?”

Anadolu Ajansı Gaziantep Bölge Müdürlüğü de yapan Cengiz Halil Çiçek,

(https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=10155530691401124&id=620866123)

Paylaşımında, Ülkü Tamer’in 2009 yılındaki ziyaretinin ardından 4 Mayıs 2009 tarihli Sabah gazetesindeki köşesinde “Kişiliğini Koruyarak Büyüyen Kent” başlığıyla yazdığı izlenimlerine de yer veriyor:

20 ŞUBAT 1937’TE GAZİANTEP’TE DOĞAN ÜLKÜ TAMER’İN YAŞAM ÖYKÜSÜNÜ “GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN” ADLI KİTABINDAN AKTARIYORUZ:

ROBERT KOLEJ’İ BİTİRDİ. GAZETECİLİK ENSTİTÜSÜ’NDE OKUDU. OYUNCULUK VE ÇEVİRMENLİK YAPTI. MİLLİYET VE KARACAN YAYINLARI’NI YÖNETTİ. HİKÂYELERİNİ “ALLEBEN ÖYKÜLERİ” ADIYLA BİR ARAYA TOPLADI VE BU KİTABIYLA 1991 YUNUS NADİ ÖYKÜ ARMAĞANI’NI KAZANDI.

ANILARININ BİR BÖLÜMÜNÜ “YAŞAMAK HATIRLAMAKTIR” ADIYLA KİTAPLAŞTIRDI. YETMİŞİ ÜZERİNDE KİTAP ÇEVİRDİ, ŞİİR ANTOLOJİLERİ HAZIRLADI. EDİTH HAMİLTON’DAN “MİTOLOGYA” ÇEVİRİSİYLE 1965 TDK ÇEVİRİ ÖDÜLÜ’NÜ KAZANDI. 2014 YILINDA YAYIMLANAN “BİR ADIN YOLCULUKTU” ADLI ŞİİR KİTABIYLA MELİH CEVDET ANDAY ŞİİR ÖDÜLÜ’NÜ KAZANDI.

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

SEHER YELİ ÇIK DAĞLARA

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

HABER İLET DÖRT DİYARA

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

UMUTLARIN ARASINDAN

KİRPİKLERİN KARASINDAN

DÖŞTE BIÇAK YARASINDAN

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

YAZDAN KIŞTAN İLKBAHARDAN

MAHPUSLARDA DÖRT DUVARDAN

DOLUDİZGİN SEVDALARDAN

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

SEHER YELİ YAR GÖZÜNDEN

HAVADAKİ KUŞ İZİNDEN

GECELEYİN GÖKYÜZÜNDEN

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN…

SABAH GAZETESİ’NDEKİ VEDA YAZISI

HOŞÇA KALIN

Ülkü Tamer

22 Şubat 2010, Pazartesi

En sevdiğim filmleri saymamı isteseler, belki ilk anda aklıma gelmez, adını veremem; ama sonradan, unutuşun pişmanlığıyla, Kostümcü'yü (The Dresser) hatırlarım. İzlemiş miydiniz? İzlemediyseniz, Peter Yates'in yönettiği, Albert Finney ile Tom Courtenay'in unutulmaz oyunlarıyla sinemanın "en iyileri" arasında yer alan filmi kollayın derim, belki televizyonda ya da DVD'de yakalarsınız.

Yıllar önce seyretmiştim Kostümcü' yü. İki sahne beni çok etkilemişti. Biri, Finney'in treni durdurması...

Öteki ise...

İkinci Dünya Savaşı yılları. Askere gidemeyen yaşlı ya da sakat oyuncular tiyatro yapmayı sürdürüyor. Finney'in topluluğu da Shakespeare oyunlarıyla kent kent dolaşıyor.

O arada İngiltere bombalanıyor. Yıkıntılar arasında yaşlı bir adamla karısı. Harabeye dönmüş evlerinin önünde, çaresiz, oturuyorlar. Finney yaklaşıyor onlara. Ve o akşamki temsil için cebinden çıkardığı tiyatro davetiyesini uzatıyor.

***

Bombalar altında sanatı sürdürmek. Ne koşullar altında olursa olsun, "güzellik sunabilmek".

Pudovkin. Ünlü Sovyet yönetmeni. Sözlerindeki "sinema" sözcüğünü "sanat" olarak değiştirebilir miyiz acaba? Şöyle diyor: "Sinemanın temel amacı, insanlara yeni şeyler görebilmelerini öğretmek, içinde körü körüne yaşadıkları dünyayı bıraktırmak, evrenin anlamını, güzelliğini kavrattırmaktır."

Bir başka yönetmen, Luis Bunuel de, "Hangi toplumda olursa olsun, sanatçının bir sorumluluğu vardır," diyor. "Etkisi sınırlıdır gerçi; bir ressam ya da bir yazar tek başına dünyayı değiştiremez.

Ama uyumsuzluğu diri tutabilir. Sanatçılar olmasa, güçlüler, her yaptıklarının onaylandığını, desteklendiğini ileri sürebilirlerdi. Aradaki bu küçük ayrılık son derece önemlidir."

***

Türkiye'de "sanatçı" denilince akla ilk gelen "şarkıcı" oluyor ya, sözü bir şarkıcıya, Woody Guthrie'ye verip aradan çekileyim:

"Sana artık bir işe yaramadığını anlatan şarkılardan tiksiniyorum. Dünyaya 'yitirmek' için geldiğini söyleyen şarkılardan tiksiniyorum. Yitirmek. İşe yaramamak. Beş para etmemek. Neden? Çok yaşlısın, çok gençsin, çok şişmansın, çok zayıfsın, çok çirkinsin, ondan. Seni yıkan, seninle dalga geçen şarkılar... Son soluğuma, kanımın son damlasına kadar bu tür şarkılarla savaşacağım... Bu dünyanın senin dünyan olduğunu, seni yerden yere vursalar bile ayakta kalabileceğini kanıtlayan şarkılar söyleyeceğim. Kendinle, işinle onur duymanı sağlayan şarkılar. Senin gibi insanları anlatan şarkılar."

***

Bu yazı, yıllardır sürdürdüğüm köşemden "ayrılık yazısı". Her şeyin bir süresi var. Benim bu sayfadaki sürem de doldu işte. Kendi isteğimle ayrılıyorum.

Anılarımı anlattım; kitaplara, filmlere değindim; futboldan, kedilerden, göçüp gitmiş dostlardan söz ettim. Bunu yaparken, yukarıda aktardığım görüşlerin yanı sıra, Alfred Hitchkock'un "Sinemada ilk altın kural:

Can sıkmayacaksın" ilkesine de bağlı kalmaya çalıştım.

Carlyle, "Bir kitap yürekten gelmişse, ancak o zaman başka yüreklere ulaşabilir," diyor.

Yazılarım sizin yüreklerinize ulaştı mı, bilemiyorum; ama hepsi benim yüreğimden geldi.

Hoşça kalın.

 

Ülkü Tamer, doğduğu evde...

DAHA ÖNCE PAYLAŞTIĞIM DUYGULARIM

SEHER YELİ ÇIK DAĞLARA…

Şiirlerini bildiğim, köşe yazılarını okuduğum Gaziantepli olduğundan dolayı daha yakından izlediğim Sayın Ülkü Tamer’i, 2009 yılında gerçekleştirdiği “memleket programı” kapsamında, SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Abdulkadir Konukoğlu’nu ziyareti sırasında tanımış ve kısa sürede kaynaşmıştık. O tarihten sonra da sık sık görüştük, görüşüyoruz.

Sevgili Ülkü Ağabey, geçenlerde, Allah geçinden versin, “Yaşım 78, bir kez daha Gaziantep’i görmek istiyorum” diyerek yine “memleket programı” yaptı. Ziyaretime geldiğinde uzun uzadıya sohbet ettik, hissettirdiği sıcaklığından cesaret alarak birlikte fotoğraf çektirdim. Hiçbir “ünlü” ile bu tür hevesim olmaz ama takdir edersiniz ki Sayın Ülkü Tamer, ünlü değil, “önemli” bir şahsiyet.

Ziyaretinin ardından Sayın Ülkü Tamer’e ilişkin paylaşımda bulunmak istedim. Sayın Zülfü Livaneli’nin seslendirdiği ve ilk satırı seher yeli çık dağlara olan “Güneş Topla Benim İçin” isimli şiiri Sayın Ülkü Tamer’in yazdığını acaba kaçımız biliyoruz? Ya yine Sayın Livaneli’nin seslendirdiği “Memik’e Ağıt”, diğer adıyla “Memik Oğlan” şiirini? Ve şarkı, türkü olan daha nicelerini?

 

Ülkü Tamer, doğduğu evde...

Ülkü Tamer, 20 Şubat 1937'te Gaziantep’te doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul'da tamamladı. 1958'de Robert Kolej’i bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde okudu. 1964-1968 arasında özel tiyatrolarda oyunculuk yaptı. Tiyatroyu bıraktı, çeviri çalışmalarına ağırlık verdi. Milliyet Yayınları'nı, Milliyet Çocuk, Milliyet Sanat Dergisi ve Sanat Olayı dergisini yönetti.

İlk şiiri 1954'te "Kaynak" dergisinde yayınlandı. Pazar Postası, Yelken, Yeditepe, "a" gibi dergilerde çıkan şiirleriyle tanındı. 1959'da basılan ilk şiir kitabı "Soğuk Otların Altında" ile başlayarak İkinci Yeni duyarlılığını yansıtan soyutlamalara yönelik, yoğun ve özgün bir imge anlayışı geliştirdi. Yalın bir dil kullandığı şiirlerinde giderek toplumsal kaygılar ve düşünce öğeleri ağırlık kazandı. Her dönemde kendine özgü olmayı başardı.

KÖŞE YAZISINDA BAHSEDİLMEK

Sayın Ülkü Tamer, 2009 yılında Gaziantep’i ziyaretinin ardından, Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde, izlenimlerini özetle (benimle ilgili bölüm) şöyle paylaşmıştı. Şahsımla ilgili kelimeleri beni o zaman olduğu gibi şimdi de çok gururlandırıyor. Kendilerine bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.

KİŞİLİĞİNİ KORUYARAK BÜYÜYEN KENT

Ülkü TAMER

4 Mayıs 2009

Çocukluğumda Antep Başkarakol'da başlayıp Şehreküstü'de biterdi. Zaman içinde büyümeye, gelişmeye tanık olmuştum gerçi; ama geçen hafta kenti daha zaman ayırarak gezmeye olanak bulunca, sık sık yolumu şaşırdım.

Antep'in nüfusu 70 bine çıkınca inanamamıştık. Şimdi bir buçuk milyon... Başkarakol kentin göbeğinde kalmış. Faytonla yarım saatte gittiğimiz minik yerleşim yerleri dev yapılarla geniş caddelere kavuşmuş.

İlk dikkatimi çeken, "yeşil" oldu. Eski bostanlar bile ağaçlandırılmış. Yemyeşil bir kent... Soluk almanın bile keyfi değişmiş.

Kalealtı'nın temizlenmesi, eski yapıların yenilenmesi, çocuklar için parkların açılması, sözüm ona "çağdaşlık"ın getirdiği çirkinliklerden hiçbir iz taşımıyor.

Kısa ziyaretim eski dostları görmenin yanı sıra yeni arkadaşlıklar kazandırdı bana.

Sanko'da Abdülkadir Konukoğlu'yla sohbetimiz sırasında Basın Danışmanı Cengiz Halil Çiçek'le tanıştım.

Çocukluğum Şehitler Anıtı'nın karşısındaki avlulu büyük taş evde geçmişti. O ev Sani Konukoğlu Vakıf Evi olarak kullanılıyor şimdi. Abdülkadir Bey büyük yakınlık gösterdi bana, "çocukluğumun evi"ni görmek isteyip istemeyeceğimi sordu. Cengiz'le atladık arabaya, doğru vakfa... Anılar birbirini izledi elbet... "Şurada oynardık, şurada yemek yerdik, şurada yatardık, şuradan düşmüş, iki hafta yorgan döşek yatmıştım..."

Bir saat içinde iki eski dost kesildik Cengiz'le. "Yeni açılmış bir yeri göstereyim sana," dedi.

Sanko Park'a girince şaşkınlıktan donakaldım. Böylesi bir alışveriş merkezi İstanbul'da az bulunur. Akla gelebilecek her "marka" var. Bir de buz pateni pisti kondurulmuş. Cengiz'e, "Benim çocukluğumun Antep nüfusu sığardı buraya," dedim.

Evet, "İnsan dediğin kuş misali," derdi ninem. "İki gün içinde İstanbul'a gidiyor." Şimdi aynı yolun bir buçuk saatte alındığını duysa kulaklarına inanamazdı.

Hele bugünkü Antep'i düşünde görse hayra yormaz, eline tespihini alıp bildiği bütün duaları sıralardı.

Sayın Ülkü Tamer’in iki şiirini sizlerle paylaşırken, ilk kez okumuşçasına severek ve yaşayarak okudum. İşte o şiirler:

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

Seher yeli çık dağlara

Güneş topla benim için

Haber ilet dört diyara

Güneş topla benim için

Umutların arasından

Kirpiklerin karasından

Döşte bıçak yarasından

Güneş topla benim için

Yazdan kıştan ilkbahardan

Mahpuslarda dört duvardan

Doludizgin sevdalardan

Güneş topla benim için

Seher yeli yar gözünden

Havadaki kuş izinden

Geceleyin gökyüzünden

Güneş topla benim için...

Ülkü TAMER

MEMİK’E AĞIT (MEMİK OĞLAN)

On dört yaşım diken ile kaplanmış

Göz ucuma karıncalar toplanmış

Kurşun gelmiş kaşlarımın üstüne

Alın yazım okur gibi saplanmış

Uyu Memik oğlan uyu

Öte geçelerde büyü

Dağı dağa kavuşturan ben idim

Suyu suya kavuşturan can idim

Yükledim mi Mazmahor'dan kaçağı

Gece vakti ışılayan gün idim

Uyu Memik oğlan uyu

Öte geçelerde büyü

Kar üstüne düşer serçe çıt diye

Kanatları parça parça çıt diye

Dokandın mı bir ucuna kırılır

Can dediğin cansız sırça çıt diye

Uyu Memik oğlan uyu

Öte geçelerde büyü

Ülkü TAMER

http://sonsoz.com.tr/gunes-toplayan-sair/

DÜN GAZİANTEP’İN DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞUNUN 95. YILDÖNÜMÜYDÜ. O YÜZDEN SON KİTAPÇI’DA BU HAFTA SEHER YELLERİNE GÜNEŞ TOPLATAN GAZİANTEPLİ ŞAİR ÜLKÜ TAMER KONUK OLUYOR. ONU BİZE ANLATMASI İÇİN YİNE BİR GAZİANTEPLİ CENGİZ HALİL ÇİÇEK’İ DE KONUK ETMEK GEREKİYOR.

Sanko Holding Basın Yayın Müdürü Çiçek, Ülkü Tamer’in “memleket programı” kapsamında Gaziantep’e yaptığı ziyaret dolayısıyla sosyal medyada paylaştığı izlenimleri, şairin duyarlılığı konusunda bize ışık tutuyor.

Ülkü Tamer ile 2009 yılında gerçekleştirdiği “memleket programı”nda, SANKO Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Abdulkadir Konukoğlu’nu ziyareti sırasında tanışan Çiçek, Tamer’in bir süre önce yaşının ilerlediğini belirterek, yine yaptığı “memleket programı”nın ardından şunları yazıyor: “Zülfü Livaneli’nin seslendirdiği ve ilk satırı ‘seher yeli çık dağlara’ olan ‘Güneş Topla Benim İçin’ isimli şiiri Sayın Ülkü Tamer’in yazdığını acaba kaçımız biliyoruz? Ya yine Sayın Livaneli’nin seslendirdiği ‘Memik’e Ağıt’, diğer adıyla ‘Memik Oğlan’ şiirini? Ve şarkı, türkü olan daha nicelerini?”

Anadolu Ajansı Gaziantep Bölge Müdürlüğü de yapan Cengiz Halil Çiçek,

(https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=10155530691401124&id=620866123)

Paylaşımında, Ülkü Tamer’in 2009 yılındaki ziyaretinin ardından 4 Mayıs 2009 tarihli Sabah gazetesindeki köşesinde “Kişiliğini Koruyarak Büyüyen Kent” başlığıyla yazdığı izlenimlerine de yer veriyor:

20 ŞUBAT 1937’TE GAZİANTEP’TE DOĞAN ÜLKÜ TAMER’İN YAŞAM ÖYKÜSÜNÜ “GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN” ADLI KİTABINDAN AKTARIYORUZ:

ROBERT KOLEJ’İ BİTİRDİ. GAZETECİLİK ENSTİTÜSÜ’NDE OKUDU. OYUNCULUK VE ÇEVİRMENLİK YAPTI. MİLLİYET VE KARACAN YAYINLARI’NI YÖNETTİ. HİKÂYELERİNİ “ALLEBEN ÖYKÜLERİ” ADIYLA BİR ARAYA TOPLADI VE BU KİTABIYLA 1991 YUNUS NADİ ÖYKÜ ARMAĞANI’NI KAZANDI.

ANILARININ BİR BÖLÜMÜNÜ “YAŞAMAK HATIRLAMAKTIR” ADIYLA KİTAPLAŞTIRDI. YETMİŞİ ÜZERİNDE KİTAP ÇEVİRDİ, ŞİİR ANTOLOJİLERİ HAZIRLADI. EDİTH HAMİLTON’DAN “MİTOLOGYA” ÇEVİRİSİYLE 1965 TDK ÇEVİRİ ÖDÜLÜ’NÜ KAZANDI. 2014 YILINDA YAYIMLANAN “BİR ADIN YOLCULUKTU” ADLI ŞİİR KİTABIYLA MELİH CEVDET ANDAY ŞİİR ÖDÜLÜ’NÜ KAZANDI.

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

SEHER YELİ ÇIK DAĞLARA

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

HABER İLET DÖRT DİYARA

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

UMUTLARIN ARASINDAN

KİRPİKLERİN KARASINDAN

DÖŞTE BIÇAK YARASINDAN

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

YAZDAN KIŞTAN İLKBAHARDAN

MAHPUSLARDA DÖRT DUVARDAN

DOLUDİZGİN SEVDALARDAN

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN

SEHER YELİ YAR GÖZÜNDEN

HAVADAKİ KUŞ İZİNDEN

GECELEYİN GÖKYÜZÜNDEN

GÜNEŞ TOPLA BENİM İÇİN…

SABAH GAZETESİ’NDEKİ VEDA YAZISI

HOŞÇA KALIN

Ülkü Tamer

22 Şubat 2010, Pazartesi

En sevdiğim filmleri saymamı isteseler, belki ilk anda aklıma gelmez, adını veremem; ama sonradan, unutuşun pişmanlığıyla, Kostümcü'yü (The Dresser) hatırlarım. İzlemiş miydiniz? İzlemediyseniz, Peter Yates'in yönettiği, Albert Finney ile Tom Courtenay'in unutulmaz oyunlarıyla sinemanın "en iyileri" arasında yer alan filmi kollayın derim, belki televizyonda ya da DVD'de yakalarsınız.

Yıllar önce seyretmiştim Kostümcü' yü. İki sahne beni çok etkilemişti. Biri, Finney'in treni durdurması...

Öteki ise...

İkinci Dünya Savaşı yılları. Askere gidemeyen yaşlı ya da sakat oyuncular tiyatro yapmayı sürdürüyor. Finney'in topluluğu da Shakespeare oyunlarıyla kent kent dolaşıyor.

O arada İngiltere bombalanıyor. Yıkıntılar arasında yaşlı bir adamla karısı. Harabeye dönmüş evlerinin önünde, çaresiz, oturuyorlar. Finney yaklaşıyor onlara. Ve o akşamki temsil için cebinden çıkardığı tiyatro davetiyesini uzatıyor.

***

Bombalar altında sanatı sürdürmek. Ne koşullar altında olursa olsun, "güzellik sunabilmek".

Pudovkin. Ünlü Sovyet yönetmeni. Sözlerindeki "sinema" sözcüğünü "sanat" olarak değiştirebilir miyiz acaba? Şöyle diyor: "Sinemanın temel amacı, insanlara yeni şeyler görebilmelerini öğretmek, içinde körü körüne yaşadıkları dünyayı bıraktırmak, evrenin anlamını, güzelliğini kavrattırmaktır."

Bir başka yönetmen, Luis Bunuel de, "Hangi toplumda olursa olsun, sanatçının bir sorumluluğu vardır," diyor. "Etkisi sınırlıdır gerçi; bir ressam ya da bir yazar tek başına dünyayı değiştiremez.

Ama uyumsuzluğu diri tutabilir. Sanatçılar olmasa, güçlüler, her yaptıklarının onaylandığını, desteklendiğini ileri sürebilirlerdi. Aradaki bu küçük ayrılık son derece önemlidir."

***

Türkiye'de "sanatçı" denilince akla ilk gelen "şarkıcı" oluyor ya, sözü bir şarkıcıya, Woody Guthrie'ye verip aradan çekileyim:

"Sana artık bir işe yaramadığını anlatan şarkılardan tiksiniyorum. Dünyaya 'yitirmek' için geldiğini söyleyen şarkılardan tiksiniyorum. Yitirmek. İşe yaramamak. Beş para etmemek. Neden? Çok yaşlısın, çok gençsin, çok şişmansın, çok zayıfsın, çok çirkinsin, ondan. Seni yıkan, seninle dalga geçen şarkılar... Son soluğuma, kanımın son damlasına kadar bu tür şarkılarla savaşacağım... Bu dünyanın senin dünyan olduğunu, seni yerden yere vursalar bile ayakta kalabileceğini kanıtlayan şarkılar söyleyeceğim. Kendinle, işinle onur duymanı sağlayan şarkılar. Senin gibi insanları anlatan şarkılar."

***

Bu yazı, yıllardır sürdürdüğüm köşemden "ayrılık yazısı". Her şeyin bir süresi var. Benim bu sayfadaki sürem de doldu işte. Kendi isteğimle ayrılıyorum.

Anılarımı anlattım; kitaplara, filmlere değindim; futboldan, kedilerden, göçüp gitmiş dostlardan söz ettim. Bunu yaparken, yukarıda aktardığım görüşlerin yanı sıra, Alfred Hitchkock'un "Sinemada ilk altın kural:

Can sıkmayacaksın" ilkesine de bağlı kalmaya çalıştım.

Carlyle, "Bir kitap yürekten gelmişse, ancak o zaman başka yüreklere ulaşabilir," diyor.

Yazılarım sizin yüreklerinize ulaştı mı, bilemiyorum; ama hepsi benim yüreğimden geldi.

Hoşça kalın.

Scroll to Top