Buradasınız
Anasayfa > Röportajlar > EROL SAYAN: “Gaziantep’e gelirim. Başka bir ilde de zaten bunu söylemedim”

EROL SAYAN: “Gaziantep’e gelirim. Başka bir ilde de zaten bunu söylemedim”

DURUKAN’IN OBJEKTİFİNDEN

TÜRK SANAT MÜZİĞİNDE İZ BIRAKANLAR

EROL SAYAN

“Gaziantep’e gelirim. Başka bir ilde de zaten bunu söylemedim”

erol sayan -1-

Röportaj: M. Erhan DURUKAN

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Türk Sanat Musikisi Korosu, Mart 2006’da Erol Sayan’ın bestelerinden oluşan ‘Erol Sayan Konseri’ni düzenledi.

erol sayan -3-

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Türk Musikisi Korosu Şefi A. Muhtar Küçükkömürcü’nün daveti üzerine Gaziantep’e gelen Erol Sayan ile konser bitiminde Tuğcan Otel’de görüşüyoruz. Röportajımız esnasında üstadı yalnız bırakmayan A.Muhtar Küçükkömürcü, aynı zamanda Gaziantep Türk Musikisi Derneği Başkanı…

erol sayan -4-

Sayın Sayan, konseri nasıl buldunuz?”

“Efendim şimdi koro çok iyi çalışmış. Yani Devlet korolarının bile zor okuyacağı eserleri rahatlıkla okudular. Ve hiç falso yapmadan okudular. İkincisi sazlar, akortları bir kere çok düzgündü. Birbirlerine çok saygılı davrandılar. Kaynaşma çok iyiydi, anlaşma çok iyiydi aralarında. Şef’e dikkat ediyorlardı. Ben öyle konserler bilirim ki, önünden başını kaldırmaz, güzel de şefin ne rolü var o zaman. Şefe bakmayan bir saz nasıl icra edebilir ki?!.. Onun için bu tür şeyler hiçbir zaman olmuyordu. Solistlerin hepsi mükemmeldi. Hepsinin sesleri çok güzel, ayrıca heyecanlanmalarına rağmen, nefessiz kalmalarına rağmen hepsi mükemmel okudular. Şarkıları çok iyi icra ettiler, çok iyi yorumladılar. Tabii hepsine yine sizin vasıtanızla teşekkür ediyorum. Hepsine çalışmalarında başarılar diliyorum.”

“Konser bitiminde ‘çağırırlarsa yine Gaziantep’e gelirim’ demiştiniz… ‘Devamı olsun’ demiştiniz?…”

“Tabii tabii… Tabii geliriz. Gaziantep’e gelirim. Başka bir ilde de zaten bunu söylemedim.”

erol sayan -5-

Erol Sayan’a teşekkür eden A. Muhtar Küçükkömürcü şunları söyledi:

“Şimdi öncelikle hocamın övgülerine lâyık olmaya çalışıyoruz, gerçekten onurlandırdı. Motive ettiler bizi bu konuda. Bir söz vardır marifet iltifata tabiidir. Eee, böylesine ilgi görünce, iltifat görünce biz de daha bir şevkle çalışıyoruz, yaptığımız işi kusursuz, mükemmel yapmaya çalışıyoruz, gayret ediyoruz bu konuda. Şimdi ben hep aynı şeyi söylüyorum. Bu, bir tek adam işi değil. Belki derneğin yöneticisi olarak ya da koronun şefi olarak benim adım geçiyorsa olsa bile, benim arkamda inançlı bir yönetim kurulu var; Gaziantep Türk Musikisi Derneği’nin Yönetim Kurulu… Onlar son derece özverili, fedakârhane çalışmalar yapıyorlar; Ben sadece olayı vitrine koyuyorum. Onlara bu vesileyle teşekkür etmek istiyorum, sizlerin aracılığıyla… Mesela şu anda Coşkun Bey dükkânını kapattı geldi. Diğer arkadaşlar kamu görevlisi olduğu için burada bulunamıyorlar. Gerçekten 2 saatlık bir konser için 3 ay bu arkadaşlarımız cansiperane çalışıyorlar. Hocam da biliyor bu işlerin nasıl olduğunu…”

erol sayan -6-

“Gaziantep’e daha önce gelmiş miydiniz? ”

“Şimdi 10 sene evvel Gaziantep’e gelmiştim. Beni, konservatuarda talebem vardı; Akif Tahtçioğlu, o çağırmıştı. Yine bizim şarkılardan bir konser… Konsere katıldık. Salon, dün akşamki gibi dolu değildi. İlgi azdı. Hatta Konservatuar Müdürü bile yoktu dinlemeye gelmemişti.

Değişiklik; bir kere Gaziantep çok genişlemiş, çok büyümüş, tabii büyümeye oranla aynı derecede yollar çok genişlemiş, güzelleşmiş. Yeni yeni mahalleler kurulmuş. Tabii bunlar dikkatimi çekti. Çok güzel apartmanlar yapılmış, parklar var. Yani şehircilik yönünden müthiş bir ilerleme var.

Müzik konusuna gelirsek: 10 sene evvele göre demeyeceğim de, Gaziantep’in bana göre bir ünü var. Çünkü ben araştırdım Gaziantep’i. Gaziantep’te kalite birinci planda; yani her müziği benimseyen bir dinleyici yok, ayrım var. Yani kaliteyi ya bilerek ya bilmeyerek sezinliyor ve o kaliteyi seçiyor, onu ödüllendiriyor. Yani ben,10 sene evvel Gaziantep’e gelirken herhangi b bir istekte bulunmadım. Ama bu defa Sayın Şefimiz Muhtar Kömürcü Bey’e dedim ki; ‘Gaziantep’e lâyık eserler önereceğim, onları dinlemek istiyoruz…’ Yani ben bunu ilk defa yapıyorum. Çünkü birçok illere gittik geldik, konserler verdik, üniversitelerde konferanslar ve konserler verdik. Fakat bu teklifi ilk defa yaptım. Çünkü Gaziantep’in böyle bir kanaatı var bende. Ondan sonra, mesela dedim, o bestelerden bir tanesini o Reşat Ünal arkadaşımızda notalar var. 30 Ağustos’ta, Muhtar Bey’e verilmek üzere notaları vermiştim. Bunlardan Muhtar Bey de Sultan-ı yegah besteyi seçmiş. Beste bir formdur, bizim en ağır formlardan bir tanesini seçmiş. Yani öyle her dinleyici onu dinlemez. O seçilmiş. Tabii Sultan-ı yegah bende başa başa bir peşrev yazdım. Peşrev de değil de ona biz ‘metal’ desek daha iyi hani. Çünkü 4 haneyi tamamlayamadan, hani bir an evvel göndereyim diye… öyle bir şey yaptık, ithaf ettik buraya. Çok güzel icra edildi. Yani tahminimin üstünde icra edildi. Çünkü bugüne kadar bizim şarkıları icra eden pek çok korolar var. Bunlardan hani yarıştırırsam, bizim Coşkun Açıkgöz’ün hami korosu biraz yarışır. Onun dışındakileri, devlet koroları dahil, pek hesaba katmıyorum. Mükemmel, yani onun için Muhtar Bey’e de teşekkür ederiz, bu konudaki titiz çalışmalarından dolayı. Kolay değil, ben 230 konser verdim bu şekilde. Yani bir konser düzenlemek, koro çalıştırmak, hele amatör koroları çalıştırmak son derece sabır isteyen, titizlik isteyen, her şeyi düşünmek isteyen, dolayısıyla kendisini kutlarım… Çok zevk aldım doğrusu ve ilk defa 2 tane Vali’ye konser verildi… O da benim dikkatimi çekti, çok mutlu oldum. Bir tek Vali bile görmediğim, belediye başkanlarının hiç uğramadığı konserleri çok duyuyoruz. Sayın Başkanımız da geldi ve daha çok destekleme kararı aldılar. Hatta başkan bu konser için seyahatini erteledi. Bunlar bizim için son derece önemli şeyler.

erol sayan -2-

Şimdi salon meselesi tabii ekonomik bir şey. İsmail Bağsürhasan derdi ki ‘Terliğe ihtiyaç var, ama tahsilat yok’. Böyle listeler hazırlardı… Şimdi burada da ihtiyaç var salona, ama tahsisat acaba var mı? Çıkabilir mi yani belediyede. Çünkü yani böyle 1000 – 1500 bin kişilik salon yapmak, büyük yatırım gerektiriyor. Tabii bunun uluslararası birçok toplantılara, ne bileyim mesken olur orası… Ne bileyim, büyük konserler yapılır. Ne bileyim, senfonik konserler yapılır, opera gelir, ona göre bir salon yapılır. Ne bileyim, tiyatro olur, konserler olur, konserler olur, onlara da meskene olur. Yani büyük 1000-1500 kişilik bir salon, tabii ki tahsisatı gerektirir. Ekonomik bir durumdur. Ancak böyle bir ilde kültür konusunda bu kadar zengin etkinlikleri olan bir ilde, böyle bir salona şüphesiz tabii ihtiyaç var. Ve o salon sadece bizim ulusal müziğimizin konserleri için değil, opera, senfonik müzikleri, konserler, geniş tiyatro oyunları sahnelenebilir. Uluslar arası sempozyumlar, seminerler, paneller düzenlenebilir. Ne bileyim pek çok konuda o salondan bu kadar geniş konularda yararlanabilir. O zaman Sayın Başbakanımızın tahsisat hani ayırabilmesini temenni ediyoruz. Yani o da ister, böyle bir salon olmasını mutlaka. Sponsor Gaziantep’te bulunur…”

erol sayan -7-

Türk Basın Birliği Yönetim Kurulu Üyelerimizden Faruk Çalışkan’ın Erol Sayan’ı bağevine daveti üzerine, röportajımızı orada sürdürüyoruz:

“Efendim ‘Türk Müziği bir büyük dalsa, o dalın üstünde şakıyan iki bülbül gibidir, sanat müziği veya halk müziği dediğimiz…’ Bunların ikisi de sanat olarak birbirine eşittir. Yalnız halk müziğinde plan ve proje yoktur. Sade etkileşim vardır. Herhangi bir olay Ozan’a etki eder ve eline bağlamasını veyahut da kavalını alır yahut hiçbir şey almaz direkt söyler. Şiiriyle, melodisiyle o hemen birden bire irticalen okunur.

erol sayan -8-

Öbür tarafta, sanat dediğimiz bir bölümde plan ve proje vardır. Şiir üzerinde çalışma yapılır, o şiirin anlatmak istediği duyguya göre makam seçilir. Ona göre şarkı mı olacak, ağır semai mi olacak, Yörük semai mi olacak, bunun palanı yapılır, seçilir ve sonra yavaş yavaş melodiler örülmeye başlar, her ölçü kendine göre hesap kitap işidir. Ve buna göre o eser bütünleşir. Bu işlemden dolayı Türk Sanat Müziği diyoruz. Ben Fransız Sanat Müziği dendiğine Fransa’da rastlamadım. Ama memleketimizde nedense yüzümüze karşı ‘Siz Türk Sanat Müziği bestecisiniz değil mi?’, ‘Yahu benim Türklüğümden şüphen mi var?’…

erol sayan -9-

Türk Halk Müziği ne demek yahu. Benim müziğim. Hatta eskiden radyoda şöyle bir anons olurdu: ‘Şarkılar dinleyeceksiniz’, ‘Türküler dinleyeceksiniz’… Doğrusu budur… Zeki Müren’den Şarkılar, Müzeyyen Senar’dan Şarkılar dinleyeceksiniz, bitti. Saniye Can’dan türküler dinleyeceksiniz. Budur doğrusu…

Şimdi şarkılar bölümüne geliyoruz. Şarkılardan seçmeler dinleyeceksiniz. Yani bunların hepsi sizler, yani basın vasıtasıyla halka duyurulmalı ve bu konuda aydınlatılmalıdır gibi düşünüyorum. Ben bunları televizyonlarda da söylüyorum, çok yayında. Ama işte bazen etkiliyor, bazen etkilemiyor.”

erol sayan -10-

“Dini ve din dışı müzik konusunda neler söyleyeceksiniz?”

“Türk müziğinde de Avrupa müziğinde de bir kök vardır. Bu ikiyi ayrılır; büyük dallara ayrılır: Dini Müzik, Din Dışı Müzik…

O büyük kök dünyada, yamyamlarda bile böyledir. Biz de böyledir. Ama dini müziğin adı tasavvuf müziği değildir. Tasavvuf bir felsefedir. Felsefenin müziği olmaz. Dini müzik neye ayrılır? Cami içi Dini Müzik, Cami Dışı Dini Müzik…

Cami içindeki müzikleri biliyoruz. Yani Kuran’ı Kerim’in okunması bile, her ayetin okunması bile bir müziktir. Ayrıca cami içinde okunacak özel ilahilerimiz vardır. Zikir ilahisini, mesela cami içinde okuyamazsınız. Ama şimdi okuyorlar. Çünkü Hafız ondan plak yapmış, onun reklamını yapıyor…

erol sayan -11-

Yani dini müziğimizde de 40 binin üstünde ilahilerimiz var. Ama, akşam beste yapıyor, Hafız…. Ertesi gün mevlütü okutuyor. Onlar olmaz… Ben fakir bir millet değilim dini müzik hakkında. Çok zengin dini müziklerimiz var. Yari o kişinin, besteci Hafız’ın yaptığı ilahiye benim ihtiyacım yok. Çok klasik ilahilerimiz var. Ayrıca müzik de, sözlü eserler, sözsüz eserler bölümüne ayrılıyor.

Sözlü eserlerde işte biliyorsunuz ayinlerden tutun da, kar var, besteler var, murabba besteler, ağır semailer, Yörük semailer, şarkılar var filan. Aslı semaidir. Ve bunlar böyle bölümlere ayrıla ayrıla gider. Tabii Din Dışı Müzik de (Halk Müziği) aynı şekilde ayrılır; sözlü, sözsüz olarak ayrılır. O da öyle gider, oyun havasından ne bileyim uzun havasına kadar gider. Ve bu şekilde dağılır, ama bunların hepsinin kökü Türk Müziği’dir.”

erol sayan -12-

“”Rahmetli Hikmet Şimşek’i tanır mısınız?”

“Çok iyi tanırım…”

“Vefatından önce belki de en son bir röportajını ben gerçekleştirdim. Ancak vefatı üzerine şimdiye kadar yayınlayamamıştım. Söz müzikten açılınca hemen aklıma geldi. Bize Hikmet Şimşek’i anlatır mısınız?”

“Savaşçıydı Hikmet Şimşek. Bizde Cahit Atasoy vardı, O’nun karşısına çıkan, silah çeken. Onlar devamlı savaş halindeydi. İkisi de fanatikti. Yani bir tanesi Hikmet Şimşek Avrupa müziğinin dünyada tek müzik olduğunu, buzum ulusal müziğimizin önemli olmadığını savunurdu. Hikmet Şimşek, tabii kendisini bu tip konulara vaktini çok ayırdığı için, çok istediği halde arzu ettiği düzeyde bir şef olamadı. Çünkü başka şeylerle uğraştı. O savaşın dışında da, mesela radyoda yine Avrupa müziğinin tanıtımı ile ilgili çok büyük programlar yaptı, ısrarla programlar yaptı. Çocuklara şarkı öğretti. Yani Avrupa müziğini tanıtmak için bir yerde o şeflik faaliyetlerini aksattı. Onun dışında, iyi bir insandır, ben onu çok severdim, o da beni çok severdi. Çok uzun süreli 2-3 saatlik sohbetlerimiz olmuştur, Ankara Radyosu’nda. Nöbetçi olduğum zamanlar nöbetçi odasında bana uğramadan geçmezdi. Orada konuşurduk. Ve ben fanatik olmadığım için, yani ben kılıç çekmediğim için, çok iyi anlaşırdık. Çünkü ben Avrupa müziğiyle bizim Ulusal müziğimizin birbirine düşman olmadığını hep iddia etmişimdir. Yani yan yana, dostça, kardeşçe geçinebileceğimizi iddia etmişimdir ve bu iddiamın da her zaman arkasındayım. Ancak böyle bizim müziğimiz de ilerleyebilir, diye düşünmüşümdür. Çünkü düşmanlığın sonunda, karşılık iç yıpranma vardır. Hiçbir zaman ileriye gidiş olamaz. Hikmet Şimşek’e bu konularda müşterek düşüncelerimiz vardı. Çok iyi anlaşıyorduk. Ama tabii bir çok şeyleri bizim gibi O da gerçekleştiremeden bu alemden göçtü gitti. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.”

(objective Ağustos 2006)

Top