Av. Orhan Bali: “ŞEVKİ BEY’İN ANLATTIKLARI”

OSMANLI’DA AYRILIKÇILIK HAREKETLERİ (41)

ŞEVKİ BEY’İN ANLATTIKLARI

Av. Orhan BALİ

Vaka yerinde ve halk arasında bulunan eski İttihat ve Terakki Mektebi Müdür Yardımcısı ve Ahenk gazetesi başyazarı Şevki Bey’in bana anlattıklarına göre Türk toprağına ayak basan istilacı düşmana ilk müdafaa silahını çeken, ilk kurşunu atan Aziz Efendi adında İzmirli bir vatandaşımızdır. Şevki Bey’in bu konuya ilişkin bana yazdığı mektubu -olduğu gibi- buraya alıyorum:

“Düşmanın İzmir’e ayak bastığı gün, hükümet civarında düşmanın bağrına ilk sıkılan kurşun hadisesi hakkındaki müşahademi emriniz veçhile arzediyorum.

Mayısın on dördünü on beşine bağlayan gece, memleketimizi müdafaa, işgali red veya protesto için Türkocağı’ndan alınan vazifeleri îfâ ile geçirilmiş; gözyaşlarımız, resmî makamlarla mevcut fikir ihtilafları da silahlı mukavemete imkân bırakmamış ve bu suretle en ağır ümitsizliği ve hacâleti varlığımızın üzerine yığmıştı. Mayısın on beşinci meşum sabahı da başlamıştı.

Kışla ve hükümet meydanları, Kemeraltı ve Tramvay Caddeleri meyus, muztarip vatandaşlarla dolup taşmıştı. Feci işgal emrivakiine intizar ediliyordu. Düşman tarafına iltihak eden nankörlerin düşmanla beraber kopardıkları yaygaralar güzel İzmir’imizin havalarını yırtarak kulaklarımıza çarpıyor; heyecan ve ıstırabımızı artırıyordu. Bu velvelelerin sık sık akisleri, kordona çıkarılan düşman askerinin kışla ve hükümet civarına tezahüratla yaklaşmakta olduğu anlatılıyordu. Bur an oldu ki, kışla meydanını dolduran halk, kaynaşmaya, Kemeraltı ve Tramvay Caddesine doğru çekilmeye başladı.

Bu sırada Evliyazâde Oteli’nin önündeki kaldırımın üzerine çıkarak, Birinci Kordon’dan kışla önüne akan azgın kalabalığı gözle takibe koyuldum. Bu akan azgın selin arasında bir efzun müfrezesi vardı.

Bu kalabalık ve müfreze, meydanlığın deniz tarafından kışlanın kapısı önüne aktı. Orada birkaç saniyelik duraklamadan sonra kalabalığın önünde mevki alan müfreze, yoluna devam ederek Askerî Kıraathane’nin köşesinden Tramvay Caddesi’ne döndü ve hapishaneye doğru gitti. Bu anda Birinci Kordon’dan kışla meydanına ikinci bir efzun müfrezesi dahil oldu. Bu müfreze tıpkı birinci müfreze gibi kışlanın kapısı önüne geldi. Orada birkaç saniye durduktan sonra, Kemeraltı Caddesi’ne doğru yol almaya başladı. İşte, bu müfrezenin önünde, siyah elbiseli, siyah şapkalı, oldukça gösterişli, iri bir sivil ‘alemdar’ vardı (malûmdur ki, alemdar bayrak taşıyan anlamındadır). Elindeki düşman bayrağını gâh yukarı, gâh aşağı indirip kaldırıyor ve müfrezenin yürüyüşüne nizam veriyordu. Alemdarın rehberlik ettiği müfreze tam Askerî Kıraathane köşesinden sağa dönerken, Hükümet Konağı’nın kapısı önüne ve içine toplanmış olan vatandaşlar arasından atılan bir silahın sesi kulakları çınlattı. Bir an içinde müfrezenin önünde siyah şapkalı, iri yapılı alemdar yüzükoyun yere yuvarlandı. Müfreze ve halk birbirine karıştı.”

 “Herkes aklına gelen tarafa kaçmaya başladı. Bir iki saniyelik zamana sığan bu karışıklıktan nefsimi korumak için, süratle Kemeraltı Caddesi’ne döndüğüm sırada; o zaman Ragıp Paşa Oteli’ne bitişik küçük dükkânda saatçilikle meşgul olan Aziz Efendi’nin tabancasını cebine yerleştirmeye çalıştığı, hiç telaş etmeden Kemeraltı Caddesi’ne doğru yürümeye başladığı gözüme ilişti.

O hoş sohbet, kendi halinde, mütevazi vatansever bir Türktü. Hakiki bir ‘Aziz’ idi. O kalp, vatanın bağrına basan düşmanın gururunu hazmedememiş ve alemdarına lâyık olduğu cezayı vermişti.

Hadiseler yatıştıktan sonra, kendisini gizlice tebrikeşitap ettiğim zaman, benden dileği şu oldu:

‘Aramızda kalsın… kendi milletimizden de kimse duymasın… Dayanamadım. Vazifemi yaptım. Benden ummazlar diye korku duymuyorum.’

Yunanlıların Ege Bölgesi’nde irtikâp ettikleri mezalimi tahkike memur edilen milletlerarası komisyonunun raporunda, -sırası gelince ayrıca bahsedilecektir- buna ait şu kayıt vardır:

“Çıkarma ameliyesi sırasında, Türkler tarafından hiçbir mukavemet tertibatı alınmamıştır. Türkler tarafından atılan bazı silahlar münferit bazı muameleler teşkil etmiştir. İlk silah ‘Kokaryalı’ya -şimdiki ismi Güzelyalı’dır- giden yolun başında hükümet konağı meydanlığı köşesinde atılmıştır. Bu ilk silahın, en önce hangi taraftan atıldığını tahkik etmek mümkün değildir. Ancak Yunan askerleri ilk olarak ateş açmamışlar ve fakat ilk silahlara mukabele etmişlerdir.”

Görülüyor ki, milletlerarası heyetin raporu da adeta Şevki Bey’in sözlerini teyit eder mahiyettedir. Bu silah atılması meselesi üzerinde fazla duruşumun sebebi, tarihi gerçeği meydana çıkarmak istemekle beraber o zaman bizi idare edenlerin ruh zaafını göstermek içindir.

İnkâra veya bu gerçek suç sayılıyorsa üzerimizden atmaya ne lüzum vardı? Silahı, bir Türk vatanseveri atmıştı. Bir memleketi haksız olarak silah kuvvetiyle istila ve gasp etmek isteyen düşmanlara karşı, o memleket çocuklarının silahla mukabelesinden daha tabiî ne olabilirdi? İzmirli Aziz Efendi, her Türk’ün imtisâl etmesi gereken fedekârlık, kahramanlık ve vatanseverlik örneği vermiştir. Adı gibi ruhu da ‘aziz’ olsun.

Aziz Efendi’yi ben de tanırdım. Zayıf, kısa boylu, Şevki Bey’in dediği gibi, iddiasız bir Türktü. Zaman zaman beni görmeye gelirdi. Kendisi ile vatanı hasbihallerde bulunurduk. Dış görünüşünden beklenilmeyen bir insanın kalbinde meğer bir aslan yatıyormuş…

(SON )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir