Orhan Bali: “İZMİR’İN İŞGALİ KARARI, VENİZELOS’UN ROLÜ”

OSMANLI’DA AYRILIKÇILIK HAREKETLERİ (29)

İZMİR’İN İŞGALİ KARARI, VENİZELOS’UN ROLÜ,

COMTE SFORZA’NIN DEDİKLERİ

Av. Orhan BALİ

24 Nisan 1919 tarihinde, İtalyan delegeleri, Fiume meselesinden gücenip Barış Konferansı’nı ve Paris’i terk etmişlerdi. Aynı zamanda İtalyanlar, Konya’da bulundurdukları işgal kuvvetlerinden başka Antalya ve Marmaris’e asker çıkarmışlar, İzmir Limanı’na da bir savaş gemisi göndermişlerdi.

İtalyan Hükümeti’nin bu siyasi nümayişi, konferansın, Yunanlılar lehine acele karar vermesine sebep oldu. Paris Barış Konferansı’nı teşkil eden büyük devletler, özellikle İngilizler, İzmir’i İtalyanlara kaptırmak istemiyorlardı. Konferans müzakereleri sırasındaİtalyan delegeleriyle Amerika Cumhurbaşkanı Wilson’un arası açılmıştı. İngiltere Başvekili Lloyd George ve Fransa Başvekili Clemenceau öteden beri Yunanlıların istek ve iddialarını hararetle müdafaa ediyorlar; Türkiye’nin ‘hasım-ı cânı’ olduklarını, her fırsatta göstermekten adeta zevk duyuyorlardı.

Venizelos, fırsattan faydalanmasını bilen ve hatta faydalanmak için fırsat hazırlayan, kurnaz ve atılgan bir siyaset adamı idi. Amerika Cumhurbaşkanı’nı ziyaret etti. Wilson, konuşmaya nazik bir son vermiş olmak için Venizelos’a, “Yunan millî emelleri meselesinde kendisine güvenebileceğini” söyledi. Bu andan itibaren Yunanlılar için, davalarının ilk merhalesi kazanılmış oldu.

Bu sırada, Lloyd George, Wilson’un muvafakatını aldıktan sonra Venizelos’a, “Asya’daki Hıristiyanları kurtarmak için iki üç gün zarfında İzmir’e asker çıkarmaya muktedir olup olmadığını,” sordu.

O zamanki İngiltere’nin Anadolu üzerinde emperyalist emeller beslediği şüphesizdi. Ancak, o sırada böyle bir emel askerî harekete bulunmadan tahakkuk edemeyecekti. Dünya savaşından bıkmış İngiliz kamuoyu muhalefetiyle de karşılaşacağını biliyordu, o halde Yunanlıları kullanmak emperyalist maksatlarına âlet etmek en kesin bir yoldu.

Lloyd George’un yukarıdaki teklifi, kendini göstermek isteyen Venizelos’un hayalinde olmuş bitmiş bir gerçek gibi canlandı. Hemen “Evet” cevabıyla karşıladı. O kadar ki Venizelos, ilerisi için emniyet tedbiri olmak üzere, bu teklif sahiplerinden yardım isteğinde bulunmayı bile düşünmedi. İzmir karşılığında, biz Türk’lere batı şartlarını zorla kabul ettireceğini vaat etti.

Esasen Lloyd George, 1918 yılı Ekim ayı içinde Yunan Başvekili Venizelos’dan Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili meselelerin ne suretle halledilmesi gerekeceği hakkındaki düşüncelerini sormuştu.

Yunan Başvekili, 2 Ekim 1918 tarihli bir mektup ve ona bağlı uzun rapor ile bu soruyu cevaplandırmış, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının yollarını, müttefiklerin arzularına uygun, bir surette göstermiş, bu arada Yunanistan’ın ihtiraslı isteklerini de ileri sürmeyi ihmal etmemişti.

Yunan Başvekili’nin sıralayıp ileri sürdüğü isteklerden biri de yalnız İzmir değil, kendi deyimiyle:

“Üçbin yıldan beri Rum ahâlinin oturduğu ve tamamiyle Yunanî bir mahiyet verdiği Batı Anadolu’nun Yunanistan’a ilhakı,” olmuştu.

Nihayet, İzmir’in işgali, kendilerince ‘emrivaki’ olunca Venizelos, 12 Mayıs 1919 tarihinde Selânik’teki umumi karargâha, “gayet acele” işaretli aşağıdaki telgrafı çekti:

“Konferansın yüksek meclisi, bugünkü toplantısında ve bu anda, bildirdiğim askerî kuvvetlerin derhal İzmir’e gönderilmesine karar verdiğini tebliğ etti.

Yaşasın millet!”

Bu telgraf üzerine, Yunan Başkumandanı Leonidyas Paraskevepulos, Demirlarisa Tümeni’ni İzmir’e doğru yola çıkardı.

İtalyan Diplomatı Comte Sforza, dışişleri bakanı, büyükelçi ve yüksek komiser olarak bizim meselelerimiz üzerinde söz sahibi olmuştu. Görüşlerini yazıp basmıştır. Comte’un İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali konusunda anlattıkları vardır, meselelerin içyüzü tamamen anlaşılmak için, yazılarından bir kısmını aşağıya alıyorum:

Wilson, o yaklaşılmaz Wilson’un kendisi bile, karşısında Homer’in Ulis’e atfettiği maharetleri göstermesini bilen bu adamın (Venizelos) cazibesine hissiz kalmadı.

Wilson’la ilk karşılaşmasının hikâyesi, ‘Amerika Başkanı’nın en yakın bir dostundan öğrendiğime göre’ şöyledir: “Birkaç dakikalık umumi bir konuşmadan sonra, Wilson, Yunan Başvekili’ne “Yunanistan’ın millî arzuları hakkında iyi niyetime güvenebilirsiniz” diyerek, görüşmeye nazik bir surette son vermek istemiştir.

 Fakat Venizelos, buna teşekkür ettikten sonra, “Sayın Başkan, ancak şimdi önemli olan şu küçük Yunanistan değildir. Önemli olan, sizin o asıl milletler cemiyeti fikrinizdir. Kendi imkânlarım ölçüsünde bu büyük teşebbüsün gerçekleşmesine çalışmak benim en derin arzumdur; bu gaye uğruna sizin emrinizde bir asker olduğumu gözden uzak tutmayınız,” demiştir.

Wilson artık konuşmayı kesmemiştir, bir saatten fazla söze devam etmiştir. Görüşme sırasında Yunanistan’ın adı anılmaz olmuştur. Fakat bu ‘Ulis vâri’ adam, karargâhına döndüğü zaman -eğer hikâye tamamı ile doğru ise- kendi kendine şöyle demiştir. “İzmir’i ele geçirdik sanırım.”

Yunanistan için maalesef bu ele geçiriliş tahakkuk etti. Oriando, Sonuno ve Fiume dolayısıyla Wilson’la yaptıkları o fırtınalı münakaşadan sonra, gösterişli bir şekilde konferansı terk edince Lloyd George, Amerika Cumhurbaşkanı ile anlaşarak Venizelos’u çağırdı ve “Küçük Asya’daki Türk milliyetçi hareketinin endişe verici hale geldiği gibi boş bir bahane ile ona, Yunan Hükümeti’nin kendinde, iki üç gün içinde İzmir’e asker çıkarma kuvvetini hissedip etmediğini” sordu.

Venizelos müddetin kısalığından şaşkına döndü, fakat tavizin İtalyanlarla bir kırgınlığın neticesi olduğunu anlamakta gecikmedi. Bu verilen taviz geçici olabilirdi. Tereddüt etmeden hemen “Evet” diye cevap verdi.

Ben (Sforza) o zaman yüksek komiser olarak İstanbul’da bulunuyordum. Orada İngiliz ve Fransız meslek arkadaşlarımla birlikte İzmir’e Yunan çıkarmasını Bâbıâlî’ye bildirmek emrini aldım. Emir kat’i idi, bana, kendi payıma bunun gerek İtilâf Devletleri ve gerek Yunanistan’ın kendisi için meşum olacak bir tedbir olduğunu kesin bir dille İngiliz meslektaşıma bildirmekten başka yapacak bir şey bırakmıyordu.

Esas bakımdan İzmir’in işgali olmasaydı, tek başına Sevres (Sevr) antlaşması (bundan ileride bahsolunacaktır) bile benim kötümser özsezgimi teyide yeterdi.

Bütün bu 920 yılı boyunca Müttefikler arası her konferansta askerî uzmanlarımız bizimkine, yakın bir odada toplanıyorlar ve Foch’un (Fransız Orduları Başkumandanı) başkanlığı altında, her seferinde de ne Büyük Biritanya’nın, ne Fransa’nın, ne bir İtalya’nın yakın doğuda bulundurdukları kuvvetlere ilave edecek bir tümenleri olmadığını beyan ediyorlardı. O zaman Venizelos ortaya atılıyor. Lloyd George’un hayran bakışları altında bütün işi kendi üzerine almaya hazır olduğunu söylüyordu. Ben Boulogne Konferansı’nda (Haziran 1920) şöyle bir demeçte bulundum: “Ben, bütün görünüre rağmen burada Yunanistan namına gerçekten üzülen tek adamım. Düşününüz ki, açlıktan ölündüğü gibi hazımsızlıktan da ölünür.”

Bir ay sonra o zaman Spa Konferansı için toplanıyorduk. Venizelos arz-ı endam etti ve tekliflerini bir kere daha tekrarladı. Lloyd George, Millerand ve benden kurulu Yüksek Konsey bunları kabul etti. Venizelos, kendinin başaracağı sebepleri açıkladı. İtiraz eden yalnız bendim. Yunanistan’ın tehlikeye doğru koştuğunu gösterdim ve sözüme şöyle son verdim: “Tek üzüntüm İtalya’nın tavrının Yunanistan’a karşı sempati duymayışına, hatta itimatsızlık besleyişine atfedilebilmesidir. Halbuki, ben kendimi, gerçek Yunan menfaatlerine karşı derin bir ilginin etkisinde hissediyordum. Bir barış ancak taraflar için uygunsa iyidir. Yunanlılar fazla kazanayım derken her şeyi kaybetmek tehlikesine atılıyorlar.” Bu salonda, bunlar son sözüm oldu.

Sözlerimdeki derin samimiyeti anlayan bir adam bulunduğuna bir gün doğru çıkabileceğini hissettiğimi anladım. Fakat zarlar bir kere atılmıştı.

Başta Ertuğrul oğlu Osman, Orhan, Hüdavendigâr, İkinci Murad ve oğlu Fatih, Yavuz Selim, Kanuni Süleyman gibi şanlı büyük babalarından utanmayan Padişah Vahdeddin ve onun iktidarda tuttuğu hükümetler, yalnız kendi acizlerini, iradesizliklerini duyuyorlar, hasımlarının ve özellikle İngilizlerin mevcut olmayan siyasi merhamet ve lütuflarına sığınıyorlardı.

Böylelikle iç düşmanları milliyetçileri ezeceklerini ve iktidarlarını devamlı surette sağlayacaklarını sanıyorlar, memleketi ancak bu yoldaki tutumları ile kurtaracaklarını umuyorlardı.

Maalesef bizimkiler de, Yunanlılar da, akıllı bir Yunan askerî yazarın dediği gibi, “Türklerin kabiliyetini küçümsüyorlar, Bizans’ı yok eden bir kuvvetin mevcut olduğunu unutuyorlardı, bunlar büyük hatalardı.”

Venizelos alınan yeni karar ve tedbirlerden, İzmir’de bulunan Yunan Heyeti reisi ve Averof zırhlısı Süvarisi Mavrudis’e bilgi verdi. İzmir’de hummalı bir çalışma başladı.

Herhangi bir meselede, tarafların görüşlerini bilmekte herhalde fayda vardır. Olayları daha kolaylıkla yorumlamak imkânını sağlar. Bu sebeple karşı tarafın tutumundan, halinden ve düşüncelerinden bilgi vermekte devam edeceğim.

Bunların fikir, ibare ve hatta kelime olarak hislerimizi rencide edecek tarafları olabilir. Bundan dolayı okurlarımızdan -peşin- olarak özür dilerim.

İşte bu ‘ihtirazi kayıtla’ sözü Yunanlı yazar Rodas’a bırakıyorum:

(Yarın: METROPOLİTHANE’DE BİR TOPLANTI)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir