Av. Orhan Bali: “KARŞIKİ YUNAN KARARGÂHINDA NE DÜŞÜNÜLÜYOR?”

OSMANLI’DA AYRILIKÇILIK HAREKETLERİ (22)

KARŞIKİ YUNAN KARARGÂHINDA NE DÜŞÜNÜLÜYOR?

GENERAL METAKSAS’IN VENİZELOS’A VERDİĞİ RAPOR

Av. Orhan BALİ

Şimdi de okurlarıma Yunan Başvekili Venizelos’un isteği üzerine Genelkurmay Başkanı (sonraları Başvekil) General Metaksas’ın hazırladığı bir raporu takdim edeceğim. Bu raporda 1915 yılına kadar Yunanistan’da bizim Anadolu hakkında neler düşünülmüş olduğunu öğreneceğiz.

Generali, başvekil iken tanıdım. Rahmetli Atatürk, Balkan antantına ve Türk – Yunan dostluk münasebetlerine önem verirdi. Bu konuda Metaksas ile 1937 yılında Atina ve Ankara’da karşılıklı iki Başvekil sıfatıyla müzakerelerimiz olmuştu. Kendisini, heyecana ve hisse kapılmadan hadiseleri soğukkanlılıkla mütalâa ettiğini görmüştüm. Bu raporunda Yunan tezini açıkça belirtmektedir. Bizimki ile Yunan siyasetini muhakemeye esas teşkil edecektir. Sözü Metaksas’a bırakıyorum:

“1913’ten beri Anadolu meselesi üzerinde siyasi ve stratejik bakımdan incelemelerde bulunduğumu Venizelos biliyordu. Bu mevzuu üzerindeki tetkiklerim hususi mahiyette idi. Mütalâa ve mülahazalarımı kimseye açıklamamıştım. 1913 senesinin Ekim ayında, yaptığım incelemelerle Anadolu’ya karşı Yunanistan’ın bir askerî seferi tahakkuk ettirmesi ihtimaline matuf bulunduğunu zannederek Bizans idealine olan bağlılığından dolayı dostane bir surette benimle şakalaştı.

Bununla beraber 1915 senesi Ocak ayının on üçüncü günü Venizelos beni hususi surette davet etti. Müttefikler tarafından Yunanistan’a Anadolu’nun bir kısmı tahsis edileceğini açıkladı. Ve Anadolu ile ilgili olarak evvelce yapmış olduğu tetkiklere istinaden Venizelos ile bu mevzu üzerinde ilk defa görüştük.

Aynı senenin 15 Ocak günü Venizelos tekrar beni çağırdı ve Sırbistan’a askerî yardımda bulunması şartıyla Yunanistan’a Anadolu sahillerinde tavizlerde bulunulacağına dair İngiliz Hariciye Nâzırı Edward Grey tarafından yapılan tekliften beni haberdar etmişti. Aynı mevzu üzerinde Venizelos ile tekrar görüştük. Kendisine Anadolu hakkındaki nokta-i nazarımı izah ettim. Bu hususta ayrıca Venizelos’a yazılı olarak raporlar sundum ve o sıralarda Yunanistan’ın siyasi ve askerî bakımdan durumu üzerindeki görüşümü kendisine bildirdim. Anadolu hakkında gerek sözlü gerek yazılı olarak Venizelos’a verdiğim bilgiler şunlardır:

Anadolu yarımadasını tahmini olarak on milyon olan nüfusunun ancak iki milyonu Rumdur. Geri kalan nüfusunun yedi milyonu Müslüman ve bir milyonu da muhtelif dil ve ırklara mensuptur. Bu nisbet bir küll halinde mütalâa edilirse adet ve istatistik bakımından Yunanlıların aleyhinedir. İki milyon Rum, Trabzon’dan Klikya’ya kadar Anadolu’nun sahillerinde dağınık halde yaşıyorlar. Rumlar Pontus ve İonia sahillerinde bilhassa toplu halde yerleşmiş bulunuyorlar. Geri kalan Rumlar Anadolu’nun bütün diğer şehir ve kasabalarında Türklerle beraber karışık olarak yaşıyorlar.

Anadolu’da yaşayan Müslümanlar muhtelif ırklara mensup olmakla beraber din bağlarının ekseriya millî duyguların yerine kaim olduğu tespit edilmiş bulunduğundan Türklere karşı girişilecek bir mücadeleye, Yunanistan’a karşı aynı derecede düşman olan bütün Müslümanların iştirak edecekleri muhakkaktır. Türkler Anadolu’nun orta kısımlarında ve Rumların yaşadıkları sahillerin iç bölgelerinde toplu halde yaşamaktadırlar. Sahillerde ise Rumlarla beraber karışık bir halde bulunmaktadırlar.

Öte yandan Anadolu Türkleri, savaşmaya alışmış harpçidirler. Buna mukabil Anadolu’da yaşayan Rumlar ancak barışçı işlerle uğraştıklarından askerlikle hiçbir alâkaları yoktur.

Anadolu’nun yüz ölçümü 520 bin kilometre kare yani Yunanistan’ın üç mislidir. (Batı Trakya dahil olduğu halde Yunanistan’ın yüz ölçümü 173 bin kilometre karedir.) Anadolu yarımadasının uzunluğu 1600 kilometredir. Anadolu’nun dağ sislilerinden ibaret olan orta bölgeleri münakale yolları bakımından çok fakirdir. Ancak sahilden itibaren 300 kilometre kadar bir mesafede ulaştırma bakımından nisbeten iyi bir durumdadır.

Bu itibarla şayet Yunanistan, Türklerin hayati menfaatlerini haleldar etmeyecek şekilde mahdut maksat ve gayelerle hareket ederse harp harekâtını Ege Denizi’ni mucavir Anadolu’nun batı bölgelerine inhisar ettirmek suretiyle ikinci derecede bazı meseleler üzerinde faideler sağlayacak bir barışa varabilir. Ancak Edward Grey’in teklifi gibi Yunanistan’ın Anadolu’da takip edeceği gaye ve hedefler Türklerin hayati menfaatlerine dokunacak mahiyette olursa hiç şüphe yok ki Türkler buna karşı sonuna kadar muhalefet gösterecekler ve millî menfaatlerini müdafaa edeceklerdir.

Bu takdirde Yunan ordusu bütün mevcuduyla Türk ordusuna tefevvuk etse ve ilk savaşlarda Türk ordusunu yense bile Anadolu’nun büyük Türk topluluklarıyla meskûn olan bölgelerine kadar Türk ordusunu takip etmek zaruretinde kalacaktır.

Bu itibarla, Anadolu’nun geniş ulaştırma yollarını ve yanlarını devamlı surette korumak zorunda kalacak olan Yunan ordusu Anadolu’nun herhangi bir noktasında Türk ordusu ile kemiyet bakımından aynı seviyeye gelmesi mukadderdir. O zaman Yunan ordusu müdafaa durumuna geçmek zorunda kalacağı gibi geniş sahalarda dağılmış bulunacaktır.

Vaziyet bu şekilde tecelli edince o andan itibaren kendi memleketlerinde ve Türk halk topluluklarıyla meskûn ve bölgede tamamiyle serbest-i harekâta mâlik olacak olan Türkler istedikleri zamanda ve münasip görecekleri mekanda Yunan ordusunu savaşa icbar edecekler ve fena şartlar dahilinde Anadolu sahillerine çekilmek zorunda bırakacaklardır. Şayet Yunanistan, mutlaka Anadolu sahillerini muhafaza etmeye karar verirse Yunan ordusu ila nihayet orada seferber halde kalma zorunda bulunacaktır.

Yani, bu takdirde Yunan ordusu, 1812’de Napoleon Bonaparte’ın uğradığı akıbete maruz kalacaktır. O zamanda Bonaparte ancak 80 bin kişilik bir ordu ile Moskova’ya varmıştı. Çünkü ordusunun kuva-yi külliyesini teşkil eden 500 bin kişilik geri kalan kuvvetleri, geride münakale yollarını emniyet altına almak zorunda idi. Bu itibarla Moskova yanmasa idi dahi geri çekilmek mecburiyetinde kalacaktı. Nitekim ki hüküm süren soğuklar ve hastalıklar neticesinde Fransız ordularının Rusya’dan çekilişleri bir bozguna ve nihayet bir felâkete müncer olmuştur. Rus hududundan Moskova’ya kadar olan mesafe 900 kilometredir ki aşağı yukarı İzmir ile Sivas arasındaki mesafenin aynıdır.

Farzımuhal olarak, Yunan ordusu, Birinci Dünya Savaşı’ndan zayıf bir durumda bulunacak olan Türkiye’yi, Anadolu’da cereyan edecek olan ilk savaşlar sonunda, Anadolu sahillerinde Yunanistan’a toprak tahsis etmek suretiyle barış imzalamaya icbar etse bile tahsis edilecek topraklar herhalde Rumların meskûn bulunduğu Anadolu’nun bütün sahil boyu değil, ancak muayyen bir bölgeden ibaret olacaktır.

(Yarın: GENERAL METAKSAS’IN VENİZELOS’A VERDİĞİ RAPOR)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir