Av. Orhan Bali: “BİR TÜRK DÜŞMANI ELÇİNİN TARİHİ YORUMLARI -1)

OSMANLI’DA AYRILIKÇILIK HAREKETLERİ (11)

BİR TÜRK DÜŞMANI ELÇİNİN TARİHİ YORUMLARI -1

Av. Orhan BALİ

Bu görüşmeyi bize anlatan tanınmış İngiliz yazarlarından Joan Haslin yazılarına şöyle devam etmekte:

“Padişah bu sözler ile bilhassa İngiltere’yi kastediyordu. Bu itibarla Vambery, Padişah’ın öfkelenmekte pek de haksız olmadığını tahmin ediyordu. Her ne kadar Ermenistan’daki ayaklanmalara karşı ilgisiz kalmaya dikkat göstermiş ise de İngiliz ajanlarının kuzey Anadolu’da faaliyette bulunduğundan hiç şüphe edilmemelidir,” demektedir.  Yalnız bu kadar mı? İngilizlerle Ruslar ayrı ayrı veya hep beraber -yazarın söylediği- ‘faaliyette’ rekabet halinde idi. Fransızlar da bunları destekliyordu.

Malûmdur ki, Türkiye’deki Ermeniler XIV. Yüzyıldan beri Osmanlı İmparatorluğu’nun idaresinde bulunuyordu. Osmanlı Hükümeti bu unsura karşı dini ve millî işlerinde saygılı olmuş, iyi davranmış; düşünce ve sosyal bakımdan ilerlemelerinde kendilerini serbest bırakmıştır.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u aldıktan hemen sonra Bursa’dan, İç Anadolu’dan, yeni başkente Ermeni nüfusu getirtmiş ‘beka’ ve devamına müsaade ettiği Rum Patrikliği’ne eş olarak, 1461 yılında, iyi niyetle sırf bir lütuf yapmış olmak üzere Ermeni Patrikliği’ni kurmuş; ‘ıslahat fermanları’ ile özel müsaadede bulunmuştur. Az önce bundan bahsetmiştim.

Bütün bunları Morgenthau cenapları bilmeyebilir, belki öğrenmeye de lüzum görmemiş olabilir. Fakat kendi dininden, kendi ırkından olan Türkiye’deki Musevi vatandaşlarımızın tarihi maceralarını, ortaçağda Fransa’da ve özellikle İspanya’da ikinci engizisyonun malûm metodları ile zorlandıklarını, buna rağmen Musevilerden Hıristiyanlığı kabul etmeyenlerin sınır dışı edildiklerini bilir; Afrika kıyılarında açlık ve sefalete ve bu halin kesin sonucu olan ölüme terk olunduklarını da bilir. İşte o sırada Akdeniz’in hâkimi olan Osmanlı Türklerinin bu zavallı talihsizleri sırf insanî bir duygu ile Türkiye’ye savaş gemisi ‘kadırgalarla’ taşıdıklarını, yerleştirdiklerini, hayatlarını kurtardıklarını, Türkiye’ye ayak bastıkları günden beri ve dinlerine, canlarına dokunan olmadığını daha çok iyi bilmesi gerekirdi.

Büyükelçinin, İstanbul’da vazife gördüğü ve Birinci Dünya Savaşı’nın başlamak üzere bulunduğu sırada, “Avrupalılara rağmen kapitülasyonların kaldırılmasıyla Avrupalı devletlerin himayesinden yoksun kalan ‘gayri müslimlerin’ imha edildiğini,” söylediği zamanda olduğu gibi bugün dahi Museviler Türkiye’nin en zengin, refah içinde bir unsurudur. Halen kendilerini yurtlarından kovan milletin lisanını, anadili olarak serbestçe konuşmaktadırlar.

Acaba, kendi dininden olan Musevi vatandaşlarımızla temasa geldiği, havralarında beraber ibadet ettiği şüphesiz bulunan büyükelçi neden bu gerçeğe göz yummuştur?

Profesör Avram Galanti’nin ciddi bir tetkik mahsulü olan ‘Türkler ve Yahudiler’ adlı kitabı, Morgenthau gbi Türk düşmanlarına karşı yazılmış bir cevap mahiyetindedir. Profesörün kitabından bazı parçaları özet halinde aşağıya alıyorum:

“İspanya’dan Türkiye’ye Yahudiler göç etmezden önce 1394 yılında Osmanlı (Padişahlarından) II. Murad zamanında Fransa Kralı 6. Charles’ın Fransa’dan, 1470’te Fatih Sultan Mehmed’in saltanat devrinde Baviera Kralı Ludwig’in memleketinden çıkardığı bir kısım yahudiler Türkiye’ye sığınmışlardı. 1492 yılında İspanya Kralı Katolik Ferdinand ve eşi İsabelle’in kovdukları Yahudilerin bir kısmı da Türkiye’ye gelmişlerdi.

Uğradıkları baskı ve işkenceüzerine Hıristiyanlığı kabul etmiş görünerek yurtlarında kalmış Yahudiler de eski dinlerine dönmek fırsatını bulmak için İspanya ve Portekiz’den ayrılarak, 1532 yılından itibaren Türkiye’ye sığınmaya başlamışlardı.

Papa IV. Paul, İtalya’nın Ancona şehrinde ticaretle uğraşan Türk Yahudilerin dini sebeple mallarını müsadere ve kendilerini hapsetmesi üzerine Kanuni Sultan Süleyman’ın 1556 yılında ‘Aziz Peder’e yazdığı mektup ile uyruklarının serbest bırakılmasını ve mallarının geri verilmesini istemiş ve sağlamıştı. (Papa’ya yazılan mektubun İtalyanca tercümesi sayın Profesöre göre Graetz, Gesçhicht, der junden IX, not 5 kitabındadır.)

Avrupa’nın bazı memleketlerinde Museviler din değiştirmeye zorlanırken Portekiz’den Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan kafile içindeki Yahudi şairi Samoil Usque bir şiirinde özetle, “Türkiye’de hürriyetin kapıları açık, kayıtsız şartsız Yahudi dininin serbestliği için meydan bulacaksın… Bu kapılar asla kapanmaz” şeklindeki uzun şiirinde Türklere karşı duyduğu minneti anlatmıştı.

(Yarın: BİR TÜRK DÜŞMANI ELÇİNİN TARİHİ YORUMLARI -2)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir