Ömer Asım Aksoy ile Atasözleri ve deyimler üzerine…

Kültür ve Sanat Dergisi ARGOS, değerli dil bilgini hemşehrimiz Sayın Ömer Asım AKSOY’la Atasözleri ve deyimler üzerine geniş bir söyleşi yaptı.

Gaziantep halkının kullandığı atasözleri ve deyimlere de yer verilen bu söyleşiden bazı özetleri aşağıda sunuyoruz:

Ömer Asım Aksoy:

“Atasözleriyle deyimlere ve genel olarak dil konularına karşı duyduğum yakın ilgi, aile ocağında başladı. Biraz büyüdükten sonra da Antep halkının kullandığı dilde sezdiğim özelliklerin etkisiyle sürdü.

Daha ilkokula başlamadan, o zaman seksenini aşmış olan babaannemden bilincimin derinliklerine işleyen konuşmalar dinlerdim; hem söz, hem içerik olarak… Babaannem çok gün görmüş, zeki bir kadındı. Kullandığı sözcükler arasında anlamları sezilerek kavranan, çevrede artık pek kullanılmayan birçok sözcük vardı. Onun “ince yoğun bir imiş, incelmesem yeğ imiş” deyişi, seksen beş yılı bulan bir zamanın arkasından hâlâ kulaklarımda çınlıyor. “Emiş yakış olmak” derdi, “senin onunla bargın badaşık mı (bağrın bağdaşık mı)” derdi, “vara varası, dura durası” derdi, “canım öküşlük vermiyor” derdi…

Yaşım ilerledikçe gördüm ki Antep halkının dilinde de yazı dilinde bulunmayan, ince, derin anlamlı birçok güzel sözcük, deyim, atasözü var ve kimisinin ortak dilde karşılığı yok: Buymak, bilece, evsimek, çörten, höllük, loğlaz, ortut, serpene, süngüç, tepir, arı sili, eme seme yaramak, iyinik, üdürgü, özüm dövmüyor… gibi. Bu deyiş zenginliği ve parlaklığı beni hayran bırakıyordu. Böyle bir hazinenin kapısını açmak gerektiği kanısı içimde dayanılmaz bir tutku durumunu aldı. Daha ortaöğrenim yıllarımda başladım yerel sözcükleri, deyimleri, atasözlerini saptamaya. Yıllar ilerledikçe notlarım çoğaldı. Bunları düzenleyip bastırma ortamını ise ancak 1933’te bulabildim. O vakit Gaziantep Lisesi’nde Türkçe Öğretmeni idim. Gaziantep Dilinin Tetkiki adı altında Gaziantep’te basılan 214 sayfalık bu kitap, Türk Dil Kurumu’nun kaynakları arasına alındığı gibi Milli Eğitim Bakanlığı da bana bir takdirname gönderdi. Gaziantep ağzını fonetik, dilbilgisi, ekler yönünden inceleyen, o zamana değin derlediğim yerel sözcükleri, deyimleri, atasözlerini açıklayan bu yapıt, atasözleri ve deyimler üzerindeki çalışmalarımın başlangıcı sayılırsa -gereçlerini sekiz on yıl önce derlediğime göre- bu konu ile altmış yıldan beri uğraştığım söylenebilir. Ne var ki ben, uğraşılarımın yoğunlaştığı 1939 yılını temel alıyorum. Çünkü altı yıllık çabadan sonra 1945’te çıkan ve 1600 sayfayı bulan üç ciltlik Gaziantep Ağzı benim başyapıtımdır diyebilirim. Birinci cil¬dinde bu ağzı dilbilgisi yönünden değerlendirdim. İkinci ciltte yerel l560 deyimle 860 atasözünü açıklamalı olarak sıraladım. Üçüncü cilt, yerel ağzın sözlüğüdür.

Bu yapıttaki deyimler ve atasözleri üzerinde çalışırken ortak dilde konunun gereği gibi işlenmemiş olduğunu gördüm. Ortada bulunan ve “durub-ı em¬sal”, “tabirat”, “ıslatıhat” gibi adlar altında yayımlanmış olan kitapların hiçbirinde, atasözünün, deyimin, terimin doyurucu tanımı yapılmak şöyle dursun, bu söz çeşitleri birbirine karıştırılmış, birtakım bayağı sözler, deyimler ve atasözlerinin ve deyimlerin niteliklerini açık seçik belirtme gerektiği sonucuna götürdü. Sanıyorum ki bu konudaki karışıklığa son veren, bu söz çeşitlerinin niteliklerini, sınırlarını kesin denilebilecek çizgilerle belirleyen ilk yapıtı ben verdim. Bundan sonra deyimler ve atasözleri üzerine pek çok kitap çıktı. Hepsinde benim çizdiğim çerçevenin temel alınmış olduğunu görüyor, bundan mutluluk duyuyorum.”

(Objektif – Ekim 1989)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir