Av. Orhan Bali: “TÜRKİYE VE TÜRKLÜK ÂLEMİNİN DİLİNE YAPILAN TAHRİBAT”

EN ALTTAKİLERİN İKTİDARI (21)

TÜRKİYE VE TÜRKLÜK ÂLEMİNİN DİLİNE YAPILAN TAHRİBAT

Av. Orhan BALİ

Tiflis’teki Türk Hariciyesinde memur olan Rıza Çavdarlı, Sovyetlerin Türkiye’nin ve Türk dünyasının dilini nasıl tahrip ettiğini, Sovyet Politbürosu üyesi Azeri asıllı Aziz Bekof’un ağzından şöyle nakleder: “1927 senesinde Moskof Politbürosu fevkalade mühim bir karar verdi. Bu sırada Aziz Bekof da bu büro azaları arasında bulunmaktaydı. Milliyetçiliği, bilhassa Türkçülüğü yok etmek, Türk ocaklarının propaganda faaliyetlerine nihayet vermek için Türk zümreleri arasında bir ayrılık doğurmak lâzımdır. Türk dilleri arasında tam bir ayrılık icat edilecekti. Bir takım lehçe farklarına rağmen bütün Türk halkları arasında müşterek bir dil vardı. Bir Tatarın, bir Başkurtun, bir Özbekin, bir Türkmenin, bir Kırgız Kazağının, bir Yakutun birbirleriyle anlaşmakta güçlük çekmedikleri ve birbirlerinin neşriyatını kolayca tatbik ettikleri hakikatti. Moskoflar bu beraberliği kaldırmak, yok etmek istiyorlardı. Aziz Bekof “Azizim” dedi. “Senin dil ve tarih encümenlerin bilmeden bizim direktiflerimiz altında çalışırlar. Biz onların arasına milliyetçi kisvesi altına o kadar nüfuz etmişiz ki, hemen hepsi bizim irademize tabidirler. Türkistan halkı, Tacikler ve Özbekler namı altında ikiye bölünmüştü. Taciklere “Siz Acemsiniz” deniyor ve bunlar Türkçe konuşmaktan, mekteplerinde Türkçe okumaktan ve Türkçe neşriyattan men ediliyorlardı. Kırgızlar ve Kazaklar bile birbirlerinden ayırılmışlardı. Elif b’leri birbirine benzemiyor, Kazak diline Rus dili karıştırılıyor, Kırgızlara sadece Rusça tedrisat yaptırılıyordu. Yani yetişecek nesil çoktan birbirinden ayrılmıştı. Fakat benim asıl merakım, Türkiye’deki Türklerin bu hale nasıl baktıkları ve bakacakları davası idi. Bu acı müşahadeyi senelerden sonra Aziz Bekof gözümün önüne koydu. Senelerden sonra merhum ile buluştuğum bir gün sordum: “ Bolşeviklerin Türk zümrelerini birbirinden ayırmak işine ne dersiniz?”.

Acı acı güldü:”Yalnız ayırmıyorlar, dili de paralıyorlar. Malesef Türk dil encümeni içindeki bazı memurlar buna yardım ediyorlar ve destekliyorlar. Dehşetler içindeydim: “Ne diyorsunuz Aziz Bekof?”

“Çok acı bir hikâye. Şimdi sana anlatayım: Politbüro 1927 senesinde bir karar verdi, buna göre; Türk gruplarını birbirinden ayırmak için onlarda dil ayrılığı vücuda getirmek şarttır. Bu ayrılık da ilk defa kendisini Türkiye’de göstermelidir. Ben o vakitler Türkiye’de maruf komünistlerin milliyetçi namı altında Türk Dil ve Tarih Kuruluna girdiklerini biliyordum. Bunlar Moskova’nın direktifleri altında çalışıyorlardı. Türk dillerini birbirinden ayırma hakkında şöyle bir karar çıkarılmış, şu esas prensipler kabul edilmişti:

* Türk dilinde halk dilinden toplanan kelimeler peçesi altında uydurma tabirler kullanılacak, Arapça ve Acemce‟den kaçılacaktır. Çünkü aynı Arap ve Acem kelimeleri Özbeklerde, Tatarlarda, Başkurtlarda da vardır. Bu yerleşmiş kıvam tam bir dil birliği vücuda getiriyor.

* Yeni Türkçe, Dede Korkut kelimelerini almalı, fakat bu kelimeler birer tadile uğratılmalı ve yepyeni bir lehçe ile ifade edilmelidir. * Bunun için yeni Türk dilinin bütün geçmişini aramak lâzımdır.

* Arapça ve Farsça kelimelere karşılık aranacak, bu karşılıklar bulunamadığı takdirde, eski Türk dili köklerinden geliyormuş gibi yeni kelimeler icat edilecektir.

* Bunun ile dil cemiyeti uğraşacak, icat edilen yeni Türkçeyi bu cemiyet bir kılavuz ile gösterecektir. * Türkçe karşılığı bilinen herkesin kullandığı sözler yeni Türk dili hudutları haricinde bırakılacaktır.

* Bu yeni dile bugün kullanılmayan eski kitaplarda rast gelinen, mesela Yunus Emre‟nin şiirlerindeki Türkçe kelimeleri gibi kelimeler katiyen girmeyecektir. Herşey tam bir suniliğe ve köksüzlüğe gidecektir.

* Yeni kelimeler icadı yoluna gidilmesi lazımdır. Bunlar halkı avutacak bazı prensip ve kaideler ortaya çıkarılarak yapılmalıdır. İşte politbüronun planı. Aziz Bekof bunları söyledikten sonra hatırasını yoklamak istiyormuş gibi biraz durdu ve “Rıza” dedi, “Ankara’da çıkan fakat Moskova ağzıyla konuşan, Moskova çalgısı ile oynayan yeni bir mecmua getireceğim. Bu mecmuanın adı Kadro’dur. Vedat Nedim tarafından çıkarılmakta birçok makamlardan büyük bir yardım görmektedir.”

1927’de Moskova’da Politbüro’nun vermiş olduğu bu kararı aynen bu mecmuanın iki nüshasında sezmek mümkündür. Birisi 1932 Eylül nüshasında Yakup Kadri’nin yazdığı Türkçe başlıklı yazıdır. Diğeri de 1932 Nisanında çıkan Kadro’ya İbrahim Necmi tarafından Türk dilinin ana çizgileri ismiyle yazılmıştır ve bizim verdiğimiz kararın tam aynısıdır. Görüldüğü üzere Türkiye’nin ve Türklük âleminin diline yapılan tahribat başarılı olmuştur. Bundan kendisinin çağdaş zanneden gafillerin etkisi büyüktür. Uydurma kelimeler kullanmakta yarışmışlar ve yarışıyorlar.

Yukarıda belirtildiği üzere eskiden Türklük âlemi birbirini anlarken bugün anlayamaz hale getirilmiştir. İnsanları bütünleştiren dildir. Adamlar Türkleri can evinden vurmuştur. Bugün Orta Asya Türkleri birbirleriyle ancak Rusça konuşarak anlaşabiliyorlar. (SON)

(Yarın: OSMANLI’DA AYRILIKÇILIK HAREKETLERİ)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir