Av. Orhan Bali: “SONRAKİ UYGULAMALAR”

EN ALTTAKİLERİN İKTİDARI (15)

SONRAKİ UYGULAMALAR

Av. Orhan BALİ

1923’te vilayetlerin özerkliği kaldırıldı. 1924 Anayasası ile merkeziyetçilik esası benimsendi. 1925 şark ıslahat planı ile Kürtçe yasağı geldi. “Resmi dairelerde, belediyelerde, okullar ve çarşıda Türkçeden başka bir dil kullanılamayacak ve Kürt bölgelerinde yerli Kürt memur görev yapamayacak dendi.”

1925’te Meclis başkanı Abdülhalik Renda’nın Doğu raporunda “Türkçeyi hâkim dil haline getirmek gerekir’ dendi.  Netice olarak inkâr ve asimilasyon yoluna gidildi. Ancak bunun mümkün olamayacağı idrak edilemedi. İnsanlara iki yolla söz geçirilebilir: zorla veya sevgiyle. İnsanlara zorla hükmedilmesi halinde hükmedilen hükmedene kinlenir, fırsatını bulursa da intikamını almaya çalışır. Hâlbuki sevgiyle kurulan münasebet ebedi olarak devam eder. Yeter ki karşılıklı hoşgörü, saygı, farklılıklara tahammül, kültürü, dili, dini örf ve adetleri gelenekleri kabul ve dışlanmadan uygulanmaları müsaade edilsin. Maalesef bu hususlara uyulduğu iddia edilemez. Devletin baskısı yanında bölgesel baskılar da olmuştur. Uyumsuzluklar da ister istemez kaynaşmayı etkilemiştir.

Anadolu’ya Balkanlar’dan ve Kafkaslar’dan gelen göçmen halk ile yerli Anadolulu arasındaki kültür farkı bu konuda baya etkili olmuş ve uyum sorunu yaratmıştır. Doğu ve güneydoğu halkı kıro, hasso husso vs. gibi sıfatlarla ifade edilmiş, haklarında küçük düşürücü fıkralar, hikâyeler uydurulmuştur. Bu bölgeler halkı için Türk-Kürt ayırımı da yapılmamıştır. Batı illerine ve daha çok İstanbul’a gidenler artınca bu iller ve bilhassa İstanbullular “Anadolu geliyor” diye feveran ediyorlardı ve gelenlere pek sıcak bakmıyorlardı.

Atatürk ve arkadaşları Kafkas veya Balkan göçmenleri idiler ve hayatları Anadolu‟nun batısında geçmiş insanlardı. Çoğu Anadolu’yu ve Anadoluluları pek tanımıyorlardı. Asker kökenli olduklarından, sosyal meselelerde halka verilecek talimatla her şeyi halledeceklerini düşünüyorlardı. Direnmelere karşı sert müdahaleler oldu. Osmanlının en geri bıraktığı Anadolu halkının çeşitli etnik gruplardan meydana geldiğini ve çeşitli diller olduğunu hesaba katmadan tek millet yaratmanın zorluğunu fark etmediler.

CUMHURİYET’TE KÜRT İSYANLARI

1924’ten sonra Kürtlerin varlığı inkâr edilmiş, bunun üzerine ilk isyan olarak Şeyh Sait İsyanı çıkmış, 1939’a kadar onlarca Kürt isyanı olmuştur. En son 1939’da biten Dersim isyanı ile 1978’de PKK’nın kuruluşuna kadar isyanlar dönemi kapanmıştır.

Yaklaşık 40 yıl isyan hadisesi yoktur. Bunu da 1939 da ikinci dünya savaşının çıkması, savaş sonu 1945’ten sonra çok partili hayata geçiş dönemi, 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara geçişi, 1950-60 arası başta Kürtler olmak üzere bütün kesimlerin hak ve özgürlüklere kavuşmaları da etkili olmuş, ayrılma diye bir şey kimsenin aklına gelmemiştir. Hatta 1957 seçiminde doğu ve güneydoğu Anadolu’nun hemen hemen tüm vilayetlerini Cumhuriyet Halk Partisi kazanmıştır. Ta ki 1960 İhtilâli’nin durduk yerde doğu ve güneydoğu Anadolu’daki birtakım Kürt ileri gelenlerini gözaltında alıp, uzun süre tutmaları, birçok aileleri sürgüne göndermeleri, bu işin tekrar başlamasının ilk sebeplerindendir. Hatta gözaltına alınanların içerisinde Kürt asıllı eski CHP milletvekilleri bile vardır.

Bu basiretsizlikler daha ileride sağ sol mücadelesi ve sonunda 1978’de PKK’nın kurulması ile Kürt meselesi yeniden başlamıştır. O dönemde kimse PKK‟yı bilmezdi. Kurucusu Abdullah Öcalan’ın adı geçer ve militanlarına Apocular denilirdi.

Bugün anlaşılıyor ki, PKK derin devlet tarafından kurulmuştur. Öcalan diyor ki, “biz PKK’yı kurduk. 3 yıl ekmeğimizi, silahımız, paramızı devlet verdi. Karşılığında diğer Kürt örgütlerine karşı savaşmamızı istedi. Ne istedilerse yaptık. Sonra ellerinden sıyrıldım, Suriye”ye gittim‟.

80 İhtilâli’nden sonra sanki vesayet sisteminin bahanesi olsun, PKK dağa çıksın diye düşünülerek Kürt gençlerine büyük işkenceler yapılmıştır. Diyarbakır cezaevinde yapılan işkenceler hala anlatılır. Gerçi Türkiye’nin diğer cezaevlerinde de birçok işkence yapılmıştır, ama Diyarbakır cezaevindeki işkenceler anlaşıldığı kadarıyla daha fazla olmuştur.

1923 Senesinde Atatürk’ün söyledikleri uygulansaydı bugün böyle bir problemle karşılaşma ihtimalimiz çok azdı. Çünkü Osmanlı’da çeşitli unsurlar vardı. Bu unsurlardan Müslüman olarak Arnavut ve Araplar ayrılık taraftarı idi ve ayrıldılar. Ama Kürtler her ne kadar Osmanlı döneminde de isyan etmişlerse de ayrılık ve etnik kimlik temelli isyanlar olmayıp bürokratik yapının merkezileştirme eğilimlerine karşı ve Yavuz Sultan Selim’in verdiği özerkliklerinin ellerinden alınması sebebiyle isyan etmişlerdi. Ayrılmak amacında olsalardı, milli mücadelede bizimle beraber hareket etmezlerdi. Kaldı ki kendilere İngilizler ayrı devlet kurma hakkı veriyordu. 1926’ya kadar İngilizlerle devam eden Musul meselemiz vardı. Musul meselesi bugünkü kuzey Irak’ın Türkiye Cumhuriyeti ile birleşme meselesi idi. O dönemde kuzey Irak Kürtleri Türkiye ile birleşme taraftarı idiler. İngilizlere teklif edilen kuzey Irak halkının hangi tarafı istediğini belirleyecek plebisit yani bugünkü referandum talebi İngilizler tarafından şiddetle reddedildi. Çünkü İngilizler de biliyordu ki bugünkü kuzey Irak halkı, Kürdü ve Türkmeni ile Türkiye ile birleşmek istiyordu.

Kürtler ile bin seneyi geçkin bir zamandır birlikte yaşıyoruz. Şu halde bu halk ayrı bir devlet kurmak imkânı verildiği halde niye bunu reddedip Türkiye ile birleşmek istesin. 30 seneden fazla devam eden PKK’nın arkasında Kürt kitlesi yoktur. Olsa zaten ülke bölünürdü. Açılıma destek veren %90 Kürt kitlesi Türkiye’den ayrılmayı düşünmemenin ifadesidir.

(Yarın: MİLLİYETÇİLİK NEDİR)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir