Av. Orhan Bali: “İNÖNÜ, MENDERES’İN VE BAKANLARININ İDAMINI ÖNLERDİ”

EN ALTTAKİLERİN İKTİDARI (8)

İNÖNÜ, MENDERES’İN VE BAKANLARININ İDAMINI ÖNLERDİ

Av. Orhan BALİ

1960 ihtilalinden önce İnönü Menderese, böyle devam ederseniz sizi ben de kurtaramam demişti. Aslında bu sözü öfkesi ve kini sebebiyle kurtarmamak için bahane olsun diye söylemiştir. İstese, ihtilalcilerle olan münasebeti sebebiyle kurtarabilirdi. Bu konu Prof. Dr. Salim Burçak’ın “idamların içyüzü” adlı kitabında detaylı olarak açıklanır.

Ben konunun özetini çıkaracağım. 1960 ihtilalini yapan subaylar, 38 kişilik Milli Birlik Komitesi adlı bir meclis oluşturmuşlardı. Bu meclis geçici bir anayasa yapmış, Menderes ve DP’lilerin yargılanmasında idam kararı çıkarsa, tasdikini geçici anayasanın 6ncı maddesi ile üstlenmişlerdi. 1961 yılında ihtilalciler yeni bir anayasa yapmak üzere bir kurucu meclis oluşturdular. Bu meclisin kanunu hazırlanırken, geçici anayasadaki idamların tasdikini öngören 6ncı maddedeki yetkiyi kurucu meclise devretmek isteyen ihtilalcilerin talebi, İnönü tarafından “başladığınız işi siz bitirin” denerek reddediliyor.

Bu durumu bize ihtilalcilerin başdanışmanı ve en yakını anayasa profesörü Muammer Aksoy, 5 Kasım 1969 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınladığı siyasi haklar oyunu ve sonuçları başlıklı yazısında açıklıyor. Menderes’in idamının üzerinden 8 sene geçmiş, tam bir DP ve Menderes düşmanı Aksoy İnönü’nün 14 Mayıs 1969’da DP’lilerle ilgili bir konuşmasından çılgına dönmüş ve olayı açıklamıştır. İsmet İnönü’nün Muammer Aksoy’u çileden çıkaran konuşması şudur; ilkin bu nokta hakkında bilgi verelim. İsmet İnönü ile Celal Bayar 1969 Mayısında bir araya gelerek barışmışlar ve demokratlara siyasi haklarının verilmesi gündeme gelmişti. İşte bu değişik ortamda 14 Mayıs 1969 tarihinde İsmet İnönü millet meclisi kürsüsünde Demokrat Parti yöneticileri hakkında yepyeni bir görüş ortaya attı ve 27 Mayıs müdahalesini münhasıran DP yöneticilerinin hatalarının biri sonucu olmadığını söyleyerek, onların siyasi haklarının verilmesinden yana olduğunu açıkladı. İnönü bu konuşmasında şöyle diyordu; bir defa bahis konusu olan insanların geçmişte gösterdikleri şiddet kabiliyetlerine ve istidatlarına verilen mana haksızdır. Garip görünecektir size. Ama en çok çekişmede, 1950’den evvel ve ondan sonraki tartışmalarda en çok üzüntü çekmiş insanlardan biri olarak, ihtilale varan bir hükmü o zaman ki idarecileri münhasıran onların anlayışının eseri olduğunu kabul etmiyorum. Dediğim gibi bir tarih tekâmülünün içinden geçirilmesi kaçınılmaz olan dar geçitler onların başında patlamıştır. Bir talihsizlikleri vardır.

İnönü’nün bu konuşması ve bir manada günah çıkartması üzerine Muammer Aksoy, 5 Kasım 1969 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde öfke ile şöyle yazar; Demokrat Partilileri iktidarda iken ve iktidardan düştükten sonra daima ağır bir dille suçlamış olan İnönü’nün, şimdi ağız değiştirmesini anlayamadığını, milli birlik üyeleri Yassıada mahkemesi hükümlerinin tasdikinde temsilciler meclisinin yetki sahibi olmasını teklif ettiği halde İsmet paşa bunu reddetmiş ve başladığınız işi siz tamamlayın diyerek infazları önlememiştir. İnönü, Aksoy’un bu iddiasını hiçbir teczib etmemiştir. Muammer Aksoy’unda dediği gibi bu yetki kurucu meclise verilseydi, tamamına yakınının CHP’lilerden oluşan o meclis Menderes ve bakanlarının idamlarını tasdik etmezdi. Hatta bu yetkiyi kendi talep etse bile ihtilalcılar itiraz etmezdi. O gücü vardı. Ama İnönü’nün o zamanki kini buna mani olmuş ve Menderes ve iki bakanı vatana ihanet ve Anayasayı ihlal ettikleri gerekçesiyle asılmışlardır. Ancak bu üç demokrasi şehidi, devlet töreni ile yeni anıt mezarlarına gömülmüş, asanlar esas vatan haini olarak halkın gözünde yerlerini almıştır.

1960 İHTİLALİNDEN SONRA ASKERİN TUTUMU VE DAVRANIŞI

Asker, sivile ve seçtiklerine güvenmez. Son karar mercilerinin kendiler olduğunu, hükümetin direktifleri sonucunda icraat yapmasını ister. Buna bir misal olarak, 14 Ocak 2004 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a takındıkları tutumdan da görürüz. Başbakanı, brifing verilecek denilerek Genelkurmay’a davet ederler. Yanında Milli Savunma Bakanı vardır. Diğerleri Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarıdır. 

Sözcü olarak o zaman Genelkurmay ikinci başkanı İlker Başbuğ, Başbakana talimat verir gibi şunları söyler;

– Tecrübelerimden ders aldım değişiyorum demiştiniz.

– icraatlarınız bu sözünüzü doğrulamıyor.

– Türk olmak üzerinde durmayıp, Türkiyelilik kavramını getirmeniz son derece tehlikelidir.

– Demokrasiyi Türkiye’yi ılımlı İslam ülkesi yapma arzusu gibi mi gördüğünüzü merak ediyoruz.

– Kamu yönetimi, YÖK tasarısı, Belediye sınırlarını değiştiren yasa tasarısını bize sormadınız.

– Ayrılıkçılığı cesaretlendirmekten kaçınılmalı… AB üyeliğinde yavaş hareket edilebilir.

– Cumhurbaşkanlığı yetkilerini daraltmaya çalışıyorsunuz.

– Milli Güvenlik Kurulu danışma organıyken, alt organ olan Milli Güvenlik Kurulu Genel sekreterliğinin yapısı ve fonksiyonunu değiştirerek etkisini azaltmaya yönelik düzeltmeler yaptınız.

– YÖK tasarısı ile YÖK üzerinde siyasi otoritenin hâkim kılınmasını istiyorsunuz.

– İç istihbaratın MİT’ten alınarak iç işleri bakanlığına bağlanmasına çalışıyorsunuz.

– TC iç güvenlik stratejisi belgesini karşı görüşünüze rağmen onaylıyorsunuz.

– Jandarma genel komutanlığının görev, yetki ve sorumluluk alanını daraltarak etkisiz hale getiriyorsunuz.

– Yasaların yasalaşmasında usule uygun hareket edilmeyip görüşümüzü almıyorsunuz.

Neticede devletin memuru olan bu zatlar, halkın iradesiyle iktidara gelenlere davranışları bu idi. Başbakan Erdoğan’ın bu aşamalardan geçerek, bugünkü noktaya gelmesi takdire şayandır. Gülen cemaati, 2004 tarihinde kendilerini bitirmekle suçladıkları MGK kararlarının nasıl bir ortamda alındığını unutuyor, aynı tarihte yukarıda hesap soran ifadeleri nazara almayıp veli nimeti olan hükümete nankörlük edebiliyor.

(Yarın: İNÖNÜ’NÜN AKIBETİ)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir