Av. Orhan Bali: “BEYAZ TÜRKLER NASIL OLUŞTU”

EN ALTTAKİLERİN İKTİDARI (2)

“BEYAZ TÜRKLER NASIL OLUŞTU”

Av. Orhan Bali:

Osmanlı bir tarım ülkesi olup sanayileşme oluşmamıştı, ticaret ve sanat daha ziyade Avrupalılarla iş birliği yapan gayri Müslimlerin ve onlarla irtibatlı kimselerin elindeydi. 1856’da tarım arazilerine tapu ile malik olma kabul edildi. Gerek Osmanlı, gerek Cumhuriyet döneminde arazilere, tapu müdürleri tarafından tapu verildiği için güçlü kişiler geniş arazilere malik oldular ve bu suretle ağalık müessesi doğdu. Ağalar arazileri ekip biçmesi için topraksız çiftçileri çalıştırdılar ve onları köle gibi kullandılar ve devamlı da aşağıladılar.

29 Ekim 1923’de Cumhuriyeti ilan ettik ve yeni bir devir başlattık. Bu devirde en büyük mücadele ekonomide ve kalkınmada olacaktır. Bunun içinde sermaye gerekti ve varlıklılarından devlet destekli bir burjuva sınıfının oluşması benimsendi. Ancak bunlar gerçek burjuva olmak yerine, Avrupa sanayicilerinin bayileri oldular. Anadolu’dakileri de alt bayi yaptılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin sanayileşmesini istemezler, zira bayilikleri Avrupa’nın sanayi üretimi sekteye uğrar ve efendilerine hizmet edemezler. Oldum olası da yatırımlara karşıdırlar.

Anadolu’nun batısında oturan, öteden beri Avrupa ile işbirliği içinde olan varlıklılar ve Anadolu’daki ağaların birçoğu, milli mücadeleye karşı veya mesafeli durmalarına rağmen öne geçtiler ve o zaman eşraf denilen bu zümreden kibirli beyaz Türk sınıfı oluştu. Bu zümre tek parti olan CHP ye mensup olup asker sivil bürokratlardan, basından, entelektüel geçinenlerden azami destek gördüler ve hala görüyorlar. Milli mücadele döneminde öküzünü, ineğini satıp silah alarak çete savaşları yapan veya asker olan vatan evlatları, kurtuluş sonu yolu izi olmayan köylerine döndüler ve unutuldular. Bu her zaman böyle olmuştur. Vatanseverler vatan için ölür, parsayı bir şey yapmayıp seyredenler toplar. Bu zümrenin oluşumuna Cumhurbaşkanlığı döneminde, İsmet İnönü destek vermiştir. Atatürk bunlara daima mesafeli durmuştur. Halka değer vermeyen İsmet İnönü ve CHP iktidarı Atatürk’ü dahi bunaltıyordu. Bir gün genel sekreteri hasan Rıza Soyak’a aynen şunları söyler; “Bunalıyorum çocuk, büyük bir ızdırap içerisinde bunalıyorum, görüyorsun ya her gittiğim yerde mütemadiyen dert şikâyet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi ve manevi perişanlık içinde” der. Bu zümre, halkı insan yerine koymaz. Parolası halka rağmen halk içindir. O dönem bu parola bir komünist Rusya’da bir bizde vardı. Halk cahil menfaati idrakten aciz, bizim yaptıklarımız ve yaşantımız onların lehinedir. Ama idrak edemezler, biz onlara öncülük ediyoruz derlerdi. Kendi yaşantılarının en çağdaş ve mükemmel olduğunu, zevk aldıklarından zevk almanı, beğendikleri ne varsa beğenmeni isterler. Kılık kıyafetine dahi müdahale eder ve düşüncelerine aykırı her şeyi küçümserler ve baskı yapmaktan da çekinmezler. Ancak yeri geldiğinde irtica geliyor, Cumhuriyet kazanımlarımız tehlikede diyerek yaygara yapmayı da daima gündeme taşırlar, dine saygı gösterilmesini isteyenleri, mürteci olarak vasıflandırırlar. Aslında mürteci kendileridir. Zira mürteci, kendi doğru bildiğinde inat ve ısrar eden, karşı görüşe saygı göstermeyip küçümseyen, kendini üstün gören, halk tabiri ile dediğim dedik diyen insandır. 1950 deki DP iktidarını hala karşı devrim olarak kabul ederler. Yalan ve iftira en başta gelen sığınaklarıdır. Ülkenin gerçek sahibi olduklarını, olurları olmadan hiçbir esaslı değişiklik olamayacağı iddiasındadırlar. Bunlara göre demokrasi iyidir ama halk kendilerini seçerse. Hürriyetleri iyidir ama kendileri gibi düşünürse.

(Yarın: ÇOK PARTİ DENEMESİ VE İNÖNÜ)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir