Av. Orhan Bali: “ERMENİ MESELESİ NEDİR?”

Osmanlı Devleti, kuruluşunun ilk günlerinden beri, Ermenileri en yakın ve en sadık tebaası bilmiş ve o suretle muamelede bulunmuştu. Fatih, İstanbul’a bir hayli Ermeni naklettirdi, 1461 yılında Ermeni Patrikliğini kurdu. Sonraları ‘ıslahat fermanları’ ile Ermenilerin vatandaşlık hakları kuvvetlendirildi.

1860 tarihinde ‘Ermeni Milleti Umumi Meclisi’nin açılmasına müsaade edildi. Ermeniler burada dini ve içtimai meselelerini büyük bir hürriyet içinde müzakere ve idare ederlerdi. Bu meclisin nizamnamesine ‘Ermeni Anayasası’ da denilirdi. Tanzimat devrinde Ermeniler, tamamen gözde bir unsurdu. Padişah saraylarında mevkileri ve hükümet yanında itibarları vardı. Mühim memuriyetlerde bulunurlardı. Kredi, finans ve iltizam işlerinin çoğu ellerinde idi. Büyük şehirlerdekiler ticaret ve sanatla, köylüleri ziraat ile uğraşırlardı. Türklerin 5-7 sene gibi uzun süre askerlik yapmalarına karşılık Ermeniler, diğer Müslüman olmayan unsurlar gibi senede 30-40 kuruştan ibaret küçük bir askerlik vergisi ödemekle işlerinin başlarında kalırlar, kazançlı bir hayat içinde emniyetle yaşarlardı. On dokuzuncu yüzyılın sonralarına doğru bize düşman devletlerin tahriki ile Ermenilerin fikri değişti, Osmanlı Hükümeti’nin zaafından faydalanmak emeli uyandı. Ermeniler arasında ayrılık fikrini ilk yayan Patrik MıgırdıçHırımyan oldu. Milli maksatlarına silah kuvveti ile erişmek için ihtilal komiteleri kuruldu, İstanbul Patrikliğinin 1861 senesine kadar süren sadakati sarsıldı.

1293 (1877) Türk-Rus harbinde Moskof ordusu İstanbul kapılarına dayandığı zaman, Patrik NersisVarzabetyan, Başkumandan Grandük Nicolas’a koştu: Ermenilerin bulundukları doğu vilayetlerinde bağımsızlıklarının ilanına müsaade olunmasını, hiç olmazsa Rus kontrolü altına alınmalarını, rica etti. Bu istek Ayastafanos (Yeşilköy) Antlaşması’nda 16. maddenin yer almasına vesile veya sebep oldu. Daha sonra bu madde tadil edilerek, Berlin Antlaşması’nın 61. maddesiyle son şeklini aldı. Berlin Antlaşması’nın bu maddesi Türkiye’deki Ermeniler için siyasi bir mesnet oldu. İhtilal komiteleri buna dayanarak faaliyete geçti.

Rusya, Balkan Savaşı’ndan sonra Rumeli’de güttüğü siyasetin tamamlandığını görmüştü. Ortodoks Helenler, Slav kardeşleri sayesinde ‘tam hürriyet ve istiklallerine kavuşmuşlar Avrupa kıtasından kovulan Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasına’ konmuşlardı. Bundan başka yani Rusya Kafkasya’ya yerleşmişti; Osmanlıların en zayıf zamanlarıydı. Şimdi sıra Anadolu’nun doğu kısmına gelmişti. Rumeli’de başardığı politikasını burada aynı şekilde yürütecekti. Alet olarak ele alacağı unsur Hıristiyan Ermenilerdi. Onların da siyasetleri Osmanlı camiasından, topluluğundan ayrılmaktı.

Balkan Savaşı’ndan hemen sonra Ermeni Taşnaksutyon Komitesi teşkilâtına gönderdiği ‘Gayet Gizlidir’ işaretli ve 5 Mart 1913 tarihli yazıda şöyle diyordu: Ermeni davası hakkında şu üç noktayı bildirebiliriz: 1- Davamız elçiler konferansına alınmayacaktır.  2- Üç devlet, Fransa, İngiltere, Rusya barışın kesin olarak yapılmasından sonra bizim meselemizi ele almaya karar vermişlerdir. 3- Bu üç devlet de Ermeni vilayetlerinde özel bir idare kurmak fikrinde birliktirler, yani, diğer bir deyimle ıslahatın uygulanması sağlanacaktır. Paris’te Poincare, Londra’da Sir Edward Grey, Petersburg’da (Leningrad) Sazanof ve bunların İstanbul’daki elçileri bu fikri kabul ve şimdilik beklemek devresinde bulunulmasını tavsiye etmişlerdir.

Aralarına, artık Makedonya’daki işlerini bitirmiş olan Balkan Komitesi’nin en nüfuzlu üyeleri Baxton Biraderler de karışmış bulunan Londra’daki ‘İngiliz-Ermeni’ Komitesi iyice faaliyettedir. Bunlar altı devlet hükümdarına, kabinelere, gayet tesirli birer muhtıra vermişler ve bu muhtıraların birer suretini Amerika Cumhurbaşkanı Taft’a göndermişlerdir. İngiliz, Fransız, Rus elçilerinin Ermeni meselesiyle meşgul olmaları için talimat aldıkları hakkında kat’i malûmatımız vardır. Diğer devletlerin de, bu işe katılmalarını, hiç olmazsa muhalefet etmemelerini temin için çalışıyoruz. Şimdilik şurası muhakkaktır ki, Ermeni meselesi elçiler konferansında konuşulmayacaktır; halk bundan üzüntü duymamalıdır. Çünkü Küçük Asya ve Rumeli meselesinin hallinden sonra bahis konusu olması kararlaştırılmıştır.

Fransa Hükümeti ve elçiliği davamıza hararetle sarılıyor. Fakat en önemli nokta, İngiltere ile Rusya arasında Ermeni meselesinden dolayı anlaşamamazlık baş göstermemesidir. Rusya’da Ermeniler başvekil ve hariciye nâzırına başvurmuşlar, samimiyetle kabul olunarak İstanbul elçilerine talimat vereceklerini beyan ile beraber aynı zamanda (garip görünür) Fransa ve İngiltere’de propaganda yapılmasını tavsiye etmişlerdir. Evvelce de size yazdığımız gibi tekliflerinizi Patrikhane hemen hemen aynen kabul etti. Vakit vakit görülen ihtilallerin sorumluluğu daima Türklere ve kısmen Türk Hükümeti’ne yüklenmektedir. Hâlbuki gerçekte bu ayaklanmalar bir Türk baskısının reaksiyonu değildir. Bilâkis Bâbıâlî’nin dini ve millî hususlarda Hıristiyanlara karşı takip ettiği gayet geniş serbestliğin yarattığı bir sonuçtur. Avrupa’nın işe karışmasını istemek ve bu sayede istiklallerini ilan eylemek için her ne pahasına olursa olsun ihtilaller vücuda getirmek, Türkiye’de oturan Hıristiyanların idealidir. Türkler yalnız diğer İslam kavimleri arasında değil, Küçük Asya’da, bütün milletler arasında en seçkin bir unsurdur. Rus ve Avrupa basınının önemli bir kısmı tarafından Türklere isnat olunan kötülükler onların yaratılışında yoktur. Hakikati olduğu gibi söylemek gerekirse, itiraf etmelidir ki, Doğu’da zulmedenler Müslüman değil Hıristiyanlardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir