M. Erhan Durukan: “KERİM KORCAN”

Kerim Korcan, 9 Kasım 1990’da vefat etti. Türk yazar. “Türk edebiyatında gölgede kalan bir yazar” olarak anılan Korcan, yarattığı Tatar Ramazan karakteriyle tanınır.

Kerim Korcan, 31 Ocak 1918’de Sakarya’nın Hendek ilçesine bağlı Aktefek köyünde doğdu. Korcan yazı hayatına 1962 yılında “Köse Kadı” adlı hikâyeyle başlamıştır.

1938’de Donanma Kor Askeri Mahkemesi’nde isyan suçlusu olarak yargılandı ve 12 yıl ağır hapse mahkûm edildi. 10 yıl kaldığı Sinop Cezaevinden 1948’de tahliye edildi. 1957’de iki yıl tutuklu yargılandıktan sonra beraat etti.

ESERLERİ:

Kerim Korcan roman, hikâye, şiir, anı, tarih türlerinde eserler vermiştir. Kerim Korcan’ın Linç (1967), İdamlıklar (1971), Ter Adamları (1975), Patrona (1983), Ateşten Köprü (1988), Acılar Çemberi (1990) olmak üzere altı romanı; Tatar Ramazan (1969), Canlı Bayraklar (1971), Ölüm Pusuda (1990), Capon (1990) adlı dört hikâye kitabı; Ey Gaziler (1989) adlı şiir kitabı, Dimitrof Geçiyor (1978) adlı tarih kitabı, Harbiye Kazanı (1989) adlı anı kitabı bulunmaktadır.

Kerim Korcan, başarılı roman ve hikâyeler kaleme almış bir yazarımızdır. Bu başarıda onun gözlemcilik gücünün önemli bir payı vardır. Toplumda gördüğü kişileri, çevresindeki insanları hareket noktası alması başarısının artmasına sebep olmuştur, denilebilir.

Kerim Korcan’ın özellikle Linç romanındaki Arap Kadir, İdamlıklar’da Ayancıklı Ömer onun Türk edebiyatına sunmuş olduğu önemli tiplerdir. Tatar Ramazan adlı hikâyesinde yer alan Ramazan, tüm Türk halkı tarafından sevilen ve tanınan bir tiptir. Ramazan’ın Türk toplumu tarafından sevilen bir karakter olmasında eserin sinemaya aktarılmış olmasının da etkili olduğu söylenebilir. Bu yönüyle de Korcan, Türk edebiyatına yeni ve dikkate değer tipler kazandırmıştır.

KERİM KORCAN SÖZLERİ:

* Toplumu ileri götürmek ve çağdaşlaştırmakla yükümlüyüz sanatçı olarak.

* Heρ soruyordum gezdiğim yerlerde: ‘Denizler neden bizim de balıklar başkasının’ diye.

* Tahsil hayatım Demiryolları çırak okulunda başladı. Daha sonra babam beni, Akçaalan İlkokulu’na verdi. Orada dört sene okuyabildim. Daha sonra bir dükkâna çırak verdi.

* Ben halkın içinden gelen bir adamım. Akademik bir tahsilim olmadı. Bu, bir anlamda bana bir üstünlükte sağladı. Eğer edebiyat fakülteleri yazar çıkarmış olsaydı, Türkiye’de bir yazarlar ordusu olurdu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir