ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞU

13 Ekim 1923 tarihinde TBMM’de, Ankara’nın hükümet merkezi ve başkent olması kararlaştırıldı.

Atatürk, Nutkunda da belirttiği gibi Heyet-i Temsiliye’nin batı illerine, İstanbul’a yakın olmasını istiyordu. Batı illerimizin bir kısmı Yunanlılar tarafından işgal edilmişti. Tehlike buradaydı. Genel durumu idare eden sorumluların en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye, ondan zarar görmeyecek bir mesafede bulunmaları kuralına uyulmalıydı. Ankara bu koşulları taşıyan ve İstanbul’la demiryolu bağlantısı olan uygun bir kentti. Bu nedenle, Erzurum ve Sivas Kongrelerini yaparak verilecek mücadelenin esaslarını saptayan ve bu direnişi ulusa mal eden Mustafa Kemal bazı arkadaşlarının onaylamamasına karşın Ankara’ya geldi. Kurtuluş Savaşı boyunca Ankara’nın oynadığı siyasî ve stratejik rol Atatürk’ün bu kararının ne kadar yerinde olduğunu saptamıştır.27 Aralık 1919 günü Ankara’ya gelen Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Dikmen sırtlarında çok kalabalık bir heyet tarafından büyük gösterilerle karşılanarak şehre gelindi. Bütün Ankara ayakta idi. Halkın bu heyecanını gören İngiliz, Fransız mümessilleri, Paşa’nın yalnız olmadığına, ulusun O’nun peşinde yürüyeceğine inanmışlardı. Paşa otomobilinden indikten sonra Vilâyet Konağı’nın kapısı önünde ilk konuşmasını yaptı. Mustafa Kemal Paşa, bugün de valinin oturduğu odada ilin ileri gelenleriyle tanıştıktan sonra kendileri için hazırlanmış olan Ziraat Okulu binasına yerleşti.28 Aralık 1919 günü Ankara halkıyla yaptığı konuşmada ülkenin siyasî ve askerî durumunu anlattı. İstanbul Hükûmeti’nin ısrarıyla düşman işgali altındaki bu şehirde toplanacak meclise katılmak üzere giderken Ankara’ya uğrayan milletvekillerinden Meclis’te bir “Müdafaa-i Hukuk Grubu” kurulmasını istedi ve “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Programını”, “Misak-ı Millî” halinde özetledi. Ankara’da hazırlanan bu müsvedde program, sonradan İstanbul Meclisi’nde “Misak-ı Millî” adıyla kabul edilmiş ve yayınlanmıştır. Fakat MustaL Kemal’in tahmin ettiği gibi İstanbul’un işgaliyle bu Meclis’in ömrü sona ermiş ve O’nun aldığı önlemlerin en önemlisi, olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara’da toplanması kararı olmuştur. Ankara’nın Millî Mücadele’deki önemli yeri ve rolü, bu devir tarihinin, hiç kuşkusuz, en özel değer taşıyan olaylarından ve millî inkılâp hayatımızın başlıca dönüm noktalarından biridir. Heyet-i Temsiliye, Ankara halkının millî davaya olan inancına duyduğu güvenle Millî Mücadele’yi buradan sevk ve idare etmişti.23 Nisan 1920’de, Türk milletinin gerçek temsilcilerinden kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti de milletin alın yazısına idare ve devletin bağımsızlığını koruma savaşını yine Ankara’da sürdürdü ve sonuçta zafer kazanıldı. Lozan Antlaşması’na bağlı protokol gereğince 2 Ekim 1923’te anlaşma devletlerinin orduları İstanbul’u tamamen boşaltmış, 6 Ekim 1923 günü de Türk ordusu bu büyük ve tarihî şehrimize, milletin coşkun sevinç gösterileri içinde girmişti. İstanbul’un kurtarılışı, devlet merkezinin, yine bu asırlık imparatorluk payitahtına kaldırılmasında türlü, fakat kişisel bakımdan yarar görenlere bu yolda söz söylemek fırsatını verdi. Tartışma safhasına geçmek ve yanlış anlama ve eğilimlere yol açmak istidadını taşıyan bu düşünceler karşısında Türk İnkılâbı’nın her şeyden üstün yarar ve gereklerine uygun hükmü vermek gerekiyordu.

9 Ekim 1923 günü Malatya Milletvekili İsmet İnönü ve on dört arkadaşı, Meclis Başkanlığı’na sundukları bir önergeyle, Ankara’nın yeni devlete başkent yapılmasını istediler. Çünkü Ankara, Kurtuluş Savaşı’nın özeği, beyni ve simgesi olmaktan başka niteliklere de sahipti. Lozan’da Boğazlar için kabul edilmiş olan ilkeler, ülkenin güçlenme ve gelişme kaynağını Anadolu’nun bağrında yaratmak gereği, iç ve dış güvenlik kaygılarıyla diğer zorunluluklar, Ankara’ya yeni devletin doğal başkenti özelliğini kazandırıyordu. Ayrıca Kurtuluş Savaşı’na başından beri canla başla destek olan Anadolu halkı, Ankara başkent yapılarak, ödüllendirilmiş olacaktı. Bu nedenlerle bazı milletvekillerinin karşı çıkmaları etkili olmamış, öneri, 13 Ekim 1923’te yasallaşmış ve 16 gün sonra da 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilân edilmiştir. Hükümet merkezinin İstanbul’dan Ankara’ya, büyük bir limandan bin türlü çıkarın çatıştığı, türlü tehdide açık bir kentten, Anadolu’nun ortasında yüksek bir yaylaya taşınması gerçekten üzerinde durulmaya değer bir olaydı. Bu yeni başkentte hükümetler tehditlerden uzak, memleket meselelerini sakin bir şekilde gözden geçirebilir, refah ve kalkınmanın koşullarını daha rahat bir şekilde hazırlayabilirlerdi. Ankara halkı da, tarihten gelen bir alışkanlık ve deneyimle büyük bir ticarî atılım yapabilirdi. Yaptı ve başardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir