M. Erhan Durukan: “CEMAL BİNGÖL”

Cemal Bingöl, 9 Ekim 1993’te vefat etti. Türk ressam ve resim öğretmeni. Türkiye’nin ilk soyut resim ustalarındandır.

1912’de Erzurum’da doğan Cemal Bingöl’ün etkin sanat yaşamı Ankara’da başladı. Orta öğrenimini Erzurum’da yaparken ressam Eşref Üren resim hocasıydı. Onun da katkı ve yöneltmesiyle resim uğraşına küçük yaşlarda girdi. Sonra 1937’de Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nü bitirerek resim öğretmeni oldu. Kars, Yozgat ve Ankara’da resim öğretmenliği yaptı.

1945’te yurt gezilerine katılarak Yozgat’a gitti. 1947’de Erzurum ve Ankara’da birer kişisel sergi açtı. 1948’de Paris’e giderek iki yıl Lhote atölyesinde çalıştı. 1958’de İtalya’ya gitti 6 ay kaldığı bu ülkede incelemeler yaptı.

Bingöl, resim çalışmalarının yanısıra, sanat yazıları ve konferanslarıyla da Ankara’nın sanat yaşamında etkili olmuş bir sanatçıdır. Ayrıca resim pedagojisi üstüne araştırmalar yapmış, özellikle, çocuk resimleri üzerine kuramsal görüşlere ağırlık vermiş bir sanat eğitimcisidir.

Bingöl, Yozgat Ortaokulu’nda öğretmenliği sırasında bu okul öğrencilerinin çalışmalarını 1943’te Londra’da sergilemiştir. Cemal Bingöl’ün çocukta yaratıcılık ve görsel algı konusunda ‘Resim nedir?’ adında 1975’te yayınladığı bir kitabı da vardır.

Cemal Bingöl’ün resim öğretmeni olduktan sonra yapmış olduğu çalışmaları Eşref Üren’in etkisinde oluşturduğu gözden kaçmaz. Paris’e gitmeden bir yıl önce açmış olduğu (Ankara Devrim İlkokulu’nda) kişisel sergisindeki ve katılmış Olduğu 8 Devlet Resim Heykel Sergisi’ndeki yapıdan da bu etkileşim ve benzer tavır gözden kaçmaz

Ressam Hamit Görel’e yazmış olduğu bir eleştiri yazısında bunu şöyle belirtir: “Cemal Bingöl, Eşref Üren’in tesirindedir. En iyi eseri 86 numaralı peyzajıdır 84 numaralı peyzajında Corotvari bir kendini arayış hatta buluş vardı. Cemal Bingöl, iyi sanatın güzel kokusunu almıştır”. Görüldüğü gibi, etkilendiği ve inandığı kuşağın tavrını benimsemiştir. Doğadan hareket etmekte, daha çok peyzaj ve natürmorta itibar göstermektedir.

Cemal Bingöl Paris’e gitmeden bir yıl önce sergi açmış olmakla kendi resminin değişim sürecinde bir kilometre taşını geçmiş olmaktadır. Daha sonra, Andre Lhote öğretilerinin bir savunucusu ve uygulayıcısı olacaktır.

Bir kişisel sergisi ile ilişkili olarak yazdığı eleştiri yazısında Eşref Üren şunları belirtir; “Cemal Bingöl bu sergisini açmakla ilerisi için Paris’ten evvelki Cemal ile Paris’ten sonraki Cemal’in tanınması bakımından bize güzel bir mukayese imkânı da hazırlamış. Acele etmezsek bir yıl sonraki, mademki yaşıyoruz, bu farkı da gözlerimizle göreceğiz. Bingöl’ün resimlerinin tek bir kusuru varsa o da alımlı olmayışları, göze birdenbire çarpmayışlarıdır.

Onun resimlerinde sadece plastik özü, cevheri konuşur ve demogoji yapmaya tenezzül etmezler. Hasbilik (Gratiute) belki onların en başta gelen vasıflarıdır ki, her güzel, içli ve olgun eserin bünyesinde de buna rastlıyoruz. Dikkatimizi onun resimlerinden esirger, önlerinden çabucak ayrılıverirsek bize sırlarını pek vermezler Hele tatlarına hiç baktırmazlar.

Cemal Bingöl, çok önemli bir ressamdı. Ne yazık ki, albenisi olan bir tarzı tercih etmemişti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir