ULVİ URAZ: “YERLİ TİYATRO YAZARLARIMIZA GENİŞ YER VERMEK ŞARTTIR”

“TÜRK HALK TİYATROSU ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR YAPMAK GEREKİR”

Röportaj: M. Erhan DURUKAN

Türk Tiyatrosu’na çeyrek yüzyıl emek vermiş güçlü bir sanatçı Ulvi Uraz… Seyrekleşmiş kumral saçları ağarmağa başlamış, orta boylu, güler yüzlü bir kişiliği var… ÇAĞDAŞ TÜRKİYE Dergisi için yaptığım röportajda, tiyatro çalışmaları konusunda bilgi verdi:

“İlk kurulduğumuz günden beri alnacımız açık. Sahnemizden kendi insanımızın kendi sorunlarını, soluğunu, gülüşünü, ağlayışını göstermek. Tiyatroya sokağımızı, günlük yaşayışımızı, tarihimizi, oluşmamızı komplekslerimizi, hasılı tümü ile bizi biz yapan her şeyi sokmak. İsti yoruz ki, seyircimiz kendine gülsün, kendine ağlasın. Aynada kendini çirkin bulursa aynaya kızmayıp güzel olmanın yollarını yine tiyatrodan eğlene-güle öğrensin diyen sanatçı ile sahneye çıkmazdan az evvel konuştum.

1921 de İstanbul’da doğmuş, Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümünden mezun olmuştu. Birçok tiyatro armağanı almış olan Ulvi Uraz, “Yarın Bizimdir” filminde, Belediye Reisi rolü ile Antalya Film Festivalinin en iyi karakter oyuncu ödülünü almıştı.

“Kaç seneden beri sahnedesiniz?”

“Yirmibeş bitti, yirmi altıyı sürüyorum. Okıılu da dahil edersek otuz bir sene…”

“Bugüne dek kaç eserde oynadınız?”

“Otuzbir senedir oynuyorum, hesabını tutamadım.”

Ulvi Uraz, M. Erhan Durukan ile Ses Sineması’nda… (Gaziantep 1969)

“Oynadığınız oyunlar içinde en çok beğendiğiniz hangisidir?”

“Bütün gücüm ile role, bir şeyler kattığım için, insanın çocuğu gibi oluyor; kel de olsa, kör de olsa bende bir şeyler var. Bu bakımdan bir ayırım yapamayacağım.”

  “Tiyatro hayatına başladığınızdan bu yana hangi topluluklarda çalıştınız?”

“1952 senesine kadar Ankara Devlet Tiyatrosunda, 2 yıl Haldun Dormen Küçük Sahne Tiyatrosunda, 3 yıl Şehir Tiyatrosunda çalıştım. En son olarak da kendi adıma kurduğum tiyatroda…”

“Gezdiğiniz yerlerde karşısında oynadığınız halkın tiyatro anlayışı nasıldı?”

“Valla… İstanbul dışında her zaman muayyen seviyede bir seyirci kütlesi ile karşılaşıyorum. Gittiniz yerlerde daha ziyade okumuş, aydın kişiler salonu dolduruyor. İstanbul da ise böyle değil; seyirci bozuk…

Sanatçı basından şikâyetçiydi: “Basının çok iyi davranması lâzım. Fakat Türkiye’de basın, dostluk, arkadaşlık işine kalmış” diye yakınıyordu.

Türk Tiyatrosu için görüşünü ise şöyle açıkladı:

“Türk halk tiyatrosu üzerinde araştırmalar yapmak gerekir. Ve ilk ağızda, yerli tiyatro yazarlarımıza tiyatroların kapısını açmak şarttır. Yabancı oyunlarına karşı çıkmıyorum. Lâkin dışarıdan ancak bize uyan eserleri almak lâzım…”

“Tiyatro oyuncularımızdan beğendikleriniz?”

“Valla.. Gerçek bir sevgi ve ciddiyetle tiyatroda çalışan bütün arkadaşlarımı sevgiyle, saygıyla karşılarım. Bedia Muvahhid, Müşfik Kenter, Yıldız Kenter, Vasfi Rıza Zobu beğendiklerim arasındadır. Son gününe kadar tiyatroyu bırakmayan rahmetli Vahi öz’ün ölümü ise Türk Tiyatrosu için büyük bir kayıp…”

“Hayatta en çok arzu ettiğiniz şey nedir?”

“İyi bir tiyatro binasında, iyi bir ekiple çalışmak…”

“Hem sahnede, hem de perdede oynamış bir oyuncu olarak, sizce rolün havasına girmek, eserde rahat oynayabilmek sahnede mi, yoksa perdede mi daha zordur?”

“Aralarında öyle mühim bir fark yoktur. Tiyatroda iyi bir oyuncu, sinemada zorluk çekmez.”

Boş vakitlerinde balık avından, yemek pişirmekten hoşlanan bir kimseydi Uraz. “Tiyatro çalışmalarımdan pek fırsat bulamıyorum” diyordu.

“Filimciliğimiz yabancı film taklitçiliğinden kurtulabilir mi?”

“Kurtulmaz olur mu?.. Dünyanın en iyi filmini yapabiliriz biz… Bunun için herşey mevcut. Ve bugün Türkiye dünyaya çok şeyler tanıtabilecek bir ülke. Fakat maalesef bizler, bunun dışında kalıyoruz. Zira, kültür emperyalizminin at oynattığı bir saha da, tiyatromuz ve filmciliğimizdir. İşte örneği: Orta Oyununu oynadığımız zaman, yeni bir şey yapmakla suçladılar beni. Halbuki bu, bizim içimizde senelerce evvel oynanan bir oyun…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir