M. Erhan Durukan: “ULVİ URAZ”

Ulvi Uraz, 25 Mayıs 1974’te İstanbul’da vefat etti. Türk tiyatro ve sinema oyuncusu, yönetmen. Kurduğu topluluklarda Türk tiyatrosunun birçok tanınmış oyuncusu yetişmiştir.

Ulvi Uraz, M. Erhan Durukan ile…

Ulvi Uraz, 1921’de Trabzon’da doğdu. Ünlü yazar Murat Uraz‘ın oğludur. Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü‘nü 1943’te bitirdi. Aynı yıl Tatbikat Sahnesi’nde Shakespeare’in Julius Caesar oyununda sahneye çıktı. 1948’de Ahmet Kutsi Tecer’in Köşebaşı oyunundaki Beybaba yorumuyla dikkati çekti.

1949’a değin Tatbikat Sahnesi’nde, daha sonra da Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalışırken bir yandan da konservatuvar da ders verdi. 1953’te karısı piyanist Selçuk Uraz’la birlikte devlet tarafından Fransa’ya gönderildi.

Ulvi Uraz, 1958’de Dormen Tiyatrosu’nda André Roussin’in Ninasında yeniden sahneye çıktı ve bu oyundaki yorumuyla İlhan İskender Armağanı‘nı kazandı.

1959’da İstanbul Şehir Tiyatroları’na geçti ve Muhsin Ertuğrul’un sahneye koyduğu Hamlet‘te Polonius rolünü oynadı. Daha sonra Dost Oyuncular adını verdiği kendi topluluğunu kurdu ve 1961’de Haldun Taner’den Günün Adamı ve Eugène Marin Labiche’ten Para İsteme Benden oyunlarıyla perdelerini açtı. Topluluk etkinliklerini daha sonra Ulvi Uraz Tiyatrosu adıyla sürdürdü.

Uraz 1965’te, Haldun Taner’in Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım oyunundaki Vicdani rolüyle ikinci kez İlhan İskender Armağanı’nı kazandı. Site Tiyatrosu ve Küçük Sahne’de oyunlar sahneleyen topluluğun, Uraz’ın sahneye çıktığı öteki oyunları arasında Oktay Rifat’tan Zabit Fatma’nın Kuzusu (1965) ve Rıfat Ilgaz’dan Hababam Sınıfı (1966) sayılabilir. Topluluk Uraz’ın ölümünden kısa bir süre önce dağıldı.

Özellikle Türk yazarlarının oyunlarının sahnelenmesini destekleyen Uraz, ayrıntılara yönelik oyun tarzıyla hem karakter rollerinde, hem de komedi rollerinde başarılı olmuştu. Başlangıçta Devlet Tiyatrosu’nda karakter rolleriyle tanınmış, İstanbul’a gittikten sonra da yumuşak ve ölçülü oyunuyla iyi bir komedi sanatçısı olduğunu kanıtlamıştı.

Uraz, tiyatro sanatçılığının yanı sıra sinema oyuncusu olarak da çalışmıştı.1960’ta Denize İnen Sokak filmindeki rolüyle İzmir Belediyesi’nin Fuar Ödülü’nü kazanmış, Yarın Bizimdir filmindeki rolüyle 1964 Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” seçilmişti. Rol aldığı öteki filmler arasında Dişi Kurt (1961), Yarın Bizimdir (1963) ve Murtaza (1966) sayılabilir.

25 Mayıs 1974 tarihinde ölmesinden sonra eşi Selçuk Uraz tarafından her yıl en iyi yönetmene ve oyuncuya verilmek üzere Ulvi Uraz Tiyatro Ödülleri konmuştur.

Ulvi Uraz, Orhan Günşiray ile…

Rol aldığı tiyatro oyunları:

Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım : Haldun Taner – Ulvi Uraz Tiyatrosu

Tersyüz : Galip Gürhan – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1952

Melekler ve Şeytanlar (oyun) : Nazım Kurşunlu – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1950

Hamlet : William Shakespeare – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1950

Yalancı : Carlo Goldoni – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1949.

Tüccar : Platus – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1949

Scapin’in Dolapları : Molier – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1949

Küçük Şehir : Cevat Fehmi Başkut – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1949.

Ulvi Uraz’ın vefatına ilişkin Recep Bilginer’in Apaçık Köşesi’nde kaleme aldığı “Ulvi Uraz’ın Ardından” adlı yazısını, Işın Çavdar 27 Mart 2008 tarihinde “Dünya Tiyatro Günü’nde Unutulanlara Saygıyla…” başlığı ile kendi bloğunda şu şekilde aktarmıştır:

UNUTULANLARA SAYGIYLA…

O bir dosttu, dostun acısı unutulmaz. Anısı da. Buna anılarda yaşamak deriz.

Ulvi Uraz, dostlukların ötesinde, çok iyi bir aktördü, yeri kolay kolay doldurulamayacak bir aktör. Ulvi Uraz, tiyatroya, bilinciyle, gönlüyle tutkundu. Onun hayatı ile tiyatro, tiyatro ile hayatı, bir tende, bir gönülde, bir kafada birleşmişti. Hep gerçek tiyatrodan, gerçek tiyatro yapmak düşüncesinden yanaydı. Düşüncesinin ve amacının özünde şu vardı: “Bir Türk tiyatrosu ancak Türk yazarın varlığıyla var olabilir” derdi. “Türk yazarı olmadan, Türk tiyatrosu olamaz”. Ulvi Uraz’ın bu sözleri kimilerinin yaptığı gibi “lafta peynir gemisi yürütmek” deyiminde kalmadı. Yıllar süren çekişmeli, sıkıntılı, acılı, bunalımlı, çalışmaları süresince hemen hemen yalnız Türk yazarların eserlerini oynadı. Kendini buna adamıştı, Ulvi Uraz. “Aktörlük bir davranış sanatıdır” derdi. “Bir Türk köylüsü, Amerikan Filmlerindeki aktörlerden kopya edilerek oynanamaz” derdi. “Türk köylüsünün, Türk işçisinin genel bir deyimle, Türk insanının olaylar ve durumlar karşısındaki, davranış öğelerini bilmeden tiyatro yapılamaz” derdi. Ve kendisi dediklerini yapardı. Rahmetli Orhan Kemal’in Murtaza oyunundaki Bekçi Murtaza’da Ulvi Uraz, gerçek Bekçi Murtaza’yı oynamıştı. Kopya yoktu, rol kesmek yoktu. Hababam Sınıfı oyunundaki devrini yitirmiş öğretmendeki Ulvi Uraz’da rol yapmadan o rolün gerçek kişiliğini oynamıştı. Şurada kapıcı, burada bekçi, orada umum müdür, Ulvi Uraz hep bu rollerin gerçek kişileri gibi konuşmuş, davranmıştı. Başarısı buradan ileri geliyordu. Ulvi Uraz, Devlet Tiyatrosu’ndan Şehir Tiyatrosu’na, oradan da asıl uğraşı olarak özel bir tiyatro sahip ve yöneticiliğine uzanan tiyatro hayatında hep samimi, içtenlikli bir tiyatro adamı olarak çıkmıştır seyirci karşısına. Kendi kabuğuna kapanık bir insandı. Çok dostları vardı, ama bunlar sanatçı, sanatla ilgili dostlardı. Onlarla konuşur, tartışır, dertleşirdi. Ulvi, son birkaç yılın sıkıntısını söyleşi olarak, hep bu dostlarla paylaşmıştır, ama maddi olanaktan yoksun dostları Ulvi’ye içine düştüğü sıkıntılardan kurtaracak bir yardımda bulunamamıştır. En son iki şeye bağlamıştı umudunu “Artık kendi adıma tiyatro yapmayacağım. Tek isteğim tiyatro çalışmalarımın biriktirdiği borçlarımı ödemek” diyordu. Kendisine jübile yapmayı tasarlamıştı. Türk Tiyatro Yazarları Derneği, Türk yazarına karşı hep saygılı davranmış, hep Türk yazarının eserlerini oynamak istemiş ve oynamış, Türk yazarının telif hakkını aksatmadaneksiksiz ödemiş Ulvi Uraz’a Türk tiyatro yazarlarının bir jübile düzenlemesi yerinde bir davranış olacaktı. Bu jübilenin nasıl olacağı, nasıl olması gerektiği konusu konuşulurken hayata gözlerini yumdu Ulvi Uraz.

Ulvi, yorgun düşmüştü tek başına tiyatro yönetmek ve ayakta durabilmek mücadelesinden, Şehir Tiyatrosuna girmek istiyordu. Elbette bu Şehir Tiyatrosu içinde bir kazanç olacaktı ama kendisinden duyduğuma göre burada şanssızlık Ulvi’yi kadro bulamamak gibi bir engelle karşılamıştı. Bunca yorgunluğuna, borçlarına, umutsuzluğuna ve üzüntüsüne bu da binince, Ulvi bu yüke dayanamadı ve aramızdan göçüp gitti. Tasavvuf düşüncesi “mutluluk bir şeyden tat almaktır” der. Ulvi de hayatın tadını tiyatro yaparak alamaya bakıyordu, erken gitti aramızdan. Yakınları ve dostları için olduğu kadar, hatta onlardan fazla Türk Tiyatrosu için büyük kayıptır Ulvi Uraz’ın ölümü (Işın Çavdar, 2008).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir