14 MAYIS 1915 TARİHLİ GEÇİCİ KANUN

Tehcir Kanunu olarak bilinen; fakat geçici kanun mahiyetinde olan ve asıl adı “Savaş zamanında hükûmet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun” Rumî takvime göre 14 Mayıs Miladi takvime göre 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilmiştir.

“…. Hükümet, Ermenilerin bulunduğu bütün merkezlerde umumi bir arama yaptırdı. Mesela, Elazığ vilayet merkezinde, başta ruhanileri olduğu halde Ermeniler, hükümetin yasak ettiği herhangi bir maddenin ellerinde ve evlerinde bulunmadığını iddia ettikleri halde polis, 5000 silah, 300 bomba, 40 kilo bomba fitili, 200 paket dinamit, 5000 adet dinamit misketi meydana çıkardı.”

Bu umumi manzara önünde hükümet 14 Mayıs 1915 tarihli aşağıdaki geçici kanunu neşretti:

Madde 1- Sefer vaktinde ordu ve kolordu kumandanları ve bunların vekilleri ve müstakil mevki kumandanları ahâli tarafından herhangi bir suretle hükümetin emirlerine ve memleketin müdafaasına ve asayişin muhafazasına mütealik icraat ve tertibata karşı muhalefet ve silahla tecavüz ve mukavemet görürlerse derakap askerî kuvvetlerle en şiddetli surette tedîbat yapmaya ve tecavüz ve mukavemeti esnasında imha etmeye mezun ve mecburdurlar.

Madde 2- Ordu ve müstakil kolordu ve fırka (tümen) kumandanları askerî icaplara mebni veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri köyler ve kasabalar ahâlisini münferiden (birer birer) veya toplu olarak diğer mahallere sevk ve iskân ettirebilirler.

Yer yer baş gösteren isyan üzerine ordu kanuni yetkisini kullandı. İçişleri Bakanlığı da harekete geldi. Savaş bölgesinden ve stratejik yerlerden bütün Ermeniler uzaklaştırıldı. Bazı yerlerde karşılıklı çarpışmalar oldu. Bu hal adeta iç savaş şeklini aldı. Bu arada görevini kötüye kullananlar, kanunun ve verilen emirlerin uygulanmasında hükümetin arzusuna aykırı iş yapanlar oldu. Bunlar da suçlarının derecesine göre cezalandırıldı. Bazıları idam cezasına bile çarptırıldı. Denilebilir ki, Ermeni meselesi Anadolu’nun mukadderatı bakımından tarihi bir dönüm noktası oldu.

Savaş şiddetle devam ettiği sıralarda Fransa, İngiltere ve Rusya devletleri basın ajansları yolu ile Bâbıâlî’ye 24 Mayıs 1915 tarihli açık bir nota tebliğ etti:

Türk, Kürt ahâli, hükümet memurları ile birlikte ve çok zaman bunların yardımı ile Erzurum, Tercan, Bitlis, Muş, Sason, Zeytin ve bütün Kilikya çevresinde Ermenilerin ‘katliam’ edildiğini; Van civarında yüze yakın köylerin ahâlisi öldürüldüğü gibi Osmanlı Hükümeti’nin İstanbul’daki zararsız Ermenilere de musallat olduğunu, Türkiye’nin insaniyete, medeniyete karşı bu yeni cinayetlerinden dolayı Osmanlı Hükümeti üyelerini bu gibi katliamlara katılmış ve katılacak olanları şahsen sorumlu tutacaklarını, yayınlıyorlardı.

Aynı yoldan hükümet bu notaya cevap verdi. Denildiği gibi katliamı reddetti, “İstanbul’da seksen bine yakın Ermeni’den ihtilal hareketine karışmaktan sanık ancak 235 kişinin hapsedildiğinden,” bahsetti.

Hükümet 24 Mayıs 1915 tarihli nota’ya verdiği cevabında; İtilaf Devletleri’nin kendi hesaplarına Ermeni komitelerini Türkiye aleyhine nasıl kullandıklarını anlattı: Bazı Ermeniler diğer mahal’e naklonulmuşlarsa bu da kendilerinin savaş bölgelerinde bulunmalarından veya mevcudiyetleri millî savunma bakımından pek haklı endişeler uyandırdığından ileri geldiğini, kara ve deniz sınırlarının emniyeti için Bâbıâlî lüzumlu gördüğü her çeşit tedbiri almakta serbest ve muhtar olduğunu, söyledi.

Nihayetinde: Şikâyet etmeye mecbur olduklarını zannettikleri hadiselerin bütün sorumluluğu bahse konu olan ihtilal hükümetlerini kendileri tertip ve icra ettiklerinden, daha ziyade üçlü itilâf hükümetlerine aittir. Bu beyanları bile bizatihi Ermeni tahrikçileri için bir mesnet ve aleni teşci teşkil eder, dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir