DURUKAN’IN OBJEKTİF’İNDEN ÖMER ASIM AKSOY

EĞİTİMDE İZ BIRAKANLAR

ÖMER ASIM AKSOY

Röportaj: M. Erhan DURUKAN

      11 Kasım 1990 Pazar günüydü. Cumartesi’den aldığım randevu üzerine, Gaziantep eski Milletvekillerimizden, değerli dil bilgini hemşehrimiz Ömer Asım AKSOY’U, Ankara Kavaklıdere’deki evinde ziyaret ettim.

      Elinde bastonuyla kapıyı kendileri açtılar. Eşi Beşire Aksoy Hanımefendi de röportajımız süresince O’nu yalnız bırakmadı.

      “Bir ay kadar önce düşmüştüm. Bu esnada kalça kemiğim kırıldı. Halen platin var. Giyinip soyunmada zorluk çekiyorum. Evden dışarıya da çıkmıyorum. Sizi bu kıyafetle karşıladığım için kusura bakmayın” diyen Sayın AKSOY’a, geçmiş olsun temennilerimin akabinde röportaj suallerimi yöneltiyorum:

      “Sayın AKSOY, Dil Kurumu’nda uzun süre Kol başkanlığı ve Genel Yazmanlık yaptınız. Şimdiki Dil Kurumu, ‘İmla Klavuzu’ ve ‘Türkçe Sözlük’ çıkarmış. Sizin bu konudaki çalışmalarınızla bağdaşıyor mu?”

      “Efendim ben, hep bağdaşmıyor diyecek değilim. Fakat önemli bir takım ilkelerde, aramızda büyük ayrılıklar vardır…”

      “Meselâ Gaziantep kelimesini biz hep birleşik olarak biliyorduk. Fakat yeni çıkarılan bu imla klavuzunda, Gaziantep kelimesini Gazi Antep şeklinde ayrı ayrı görüyoruz…”

      “Evet, anlaşmazlıklarımızın birisi budur. Bizim vaktiyle birleşik olarak yazdığımız birçok sözcükleri, yeni kurulmuş olan Dil Kurumu, ayrı gösteriyor. Yeni dediğimin sebebi şu: Bu yeni Dil Kurumu, eski Dil Kurumu’nu ortadan kaldırdı. ATATÜRK’ün eski Dil Kurumu’na bıraktığı vasiyeti de onların elinden aldı. Yeni Dil Kurumu diye kurduğu devlet dairesine, yani devletin kendisine mal etti. Şimdi, bu yeni devlet dairesi ATATÜRK’ün dil ülküsünü, bizim gerçekleştirdiğimiz gibi gerçekleştirme çabası içinde değildir.

      Biz devrimci bir anlayışla, dile mal olmuş denilen, yaşayan dilde var denilen birçok yabancı sözcüğü, özellikle Arapça, Farsça sözcükleri, bunların halkça pek tanınmayanlarını öne almak suretiyle Türkçeleştirmeye çalıştık. Şimdiye kadar, bu 50 yıl içerisinde de -binlerce diyeceğim- binlerce Öztürkçe kelime ya türettik ya da halk ağzından ve eski eserlerden unutulmuş olan Türkçeleri yazı diline kazandırmak suretiyle dilimizi zenginleştirdik.

      Yeni Dil Kurumu, bu gibi işlerle meşgul değil. Yani özleştirme, Türkçeleştirme yoluna hiç önem vermiyor, bu yola gitmiyor. Şimdiye kadar bir ‘imla klavuzu’ bir de ‘Türkçe Sözlük’ diye çıkardıkları ve Devlet’in çıkardığı kitaplar olması dolayısıyla tabii yayında, okulların elinde bulunan 2 kitap var. Bu ikisinin de bizim anlayışımızın dışında, dili geriye doğru götüren ve yanlışa doğru sürükleyen bir takım uygulamalar olduğunu ben birçok yazılarımda, sayısı 20’yi, 30’u bulan makalelerimde belirttim. Hâlâ da belirtmeyi sürdürüyorum.

      İşte, biraz önce sizin de bahsettiğiniz gibi, Gaziantep gibi sözcükleri tek kelimeyken, iki kelime şeklinde yazıyorlar. Uzatma işaretlerini gerekli yerlerde kullanmıyorlar, gereksiz yerlerde kullanıyorlar. Sonra, sözlükte bazı sözcüklerin Arapça asıllarıdır diye gösterdikleri yazımda pek çok yanlış var. Arapça diye gösterdikleri sözcüklerden sadece ben, 300 kadar yanlış saptamış bulunuyorum ve bunun çoğunu da Başbakanlık yolu ile dikkatlerini çekerek gösterdim. ‘Şu sözcükler yanlıştır, düzeltin’ diye yazdım. Fakat düzeltilmedi, hâlâ sürüp gidiyor…”

(Objektif Aralık 1990)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir